Kayıtlar

#FatihTekin etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Anlamın Tamamen Kaybı: "Gönlün Kapanışı"

  İnsan fertleri olarak etrafımızda cereyan eden hadiselerin bizde uyandırdığı tedailerin sürüklediği yerin ruhumuza iyi gelmek şöyle dursun bizi daha da perişan kıldığını müşahade etmeyenimiz yoktur. Ne var ki müşahadelerimizin anlam kazanması bu olaylara biçtiğimiz kıymetin “ne”liği ve “nereden” geldiği ile alakalıdır. Küllî yâni bütüncül bir anlam kaybına uğradığımız dünya hayatında bu hayatın içerisinde karşımıza çıkan cüzî olayların karşısında şaşkınlığımızın gün geçtikçe artması bizi selamete değil felakete duçar kılmaktadır. Şaşkınlık bir olay karşısında ne yapacağını bilemeyişin getirdiği bocalamadır. Buna karşılık hayret ise İslam tefekkürünün terviç ettiği (revaçta olmasını teşvik ettiği) bir makamdır. Bu makamda şahidi olunan olayların insan ferdini taşıdığı yer kendini daha çok “bilmek" ve bu “bilişi” de derinleştirme yoluna giderek gönlümüzü mutmain kılmakla alakalıdır. Bu anlamda bilmekten murat “kendini bilen Rabbini bilir” hikmetidir. Yâni malumat açısından bir “bi...

İnsan Olamayışın Istırabı -7-

  İnsan hatırlayandır. Hatırlamaları dolayısıyla kendiliğini bilir ve bulur. Hafızanın olmadığı bir dünya, insanın da giderek kendinden uzaklaştığı bir dünyadır. Diğer yanıyla insanın kemale seyrindeki hassas nokta neyi hatırlayıp neyi unuttuğuna dair kendindeki tasavvurudur. Hatırlanması gerekenler unutulmaya terk edilirse hatırlama insanı kemale değil zevale savurur. Hayır ve şer ikiliği kendini, hatırlamada da gösterir. Hatıralar insanı davet eder. Bir davetin söz konusu olmadığı yerde icabetler askıda kalır. Modernlik kendini, unutma üzerine inşa etmiştir. İnsanın unutması, unutuşunu yenilemesi ve yinelemesi dolayısıyla çark döner. Modernliğin yol verdiği ve insan irtibatlarını pespaye kılan piyasanın sağlığını muhafaza etmesi de karnını pek tutması da insan fertlerinin unutmalarına merbuttur. Bu rabıta zayıflatılır da insan kendini raptetmesi gereken yerden başkaca yerlere yol alırsa düzen bozulur.   Rabıtanın ucunun ölüme çıkması, rabıta-i mevte kalbolması modernliğin ...

Evini Yitiren İnsan

  İnsanı ayakta tutan şeylerden biri de evine döneceğine dair kendisinde meknuz tasavvurudur. Eve dönüş yolu insanın gönül itminanının yegane mercisidir. Öyle ki insan dönüş yolunu anlamlı kılmak şöyle dursun onu lirik bir seyahate dahi dönüştürür. Ev varsa yolculuk anlam kazanır. Çünkü yolculuklar evden başka bir yere yapılır. Evin olmadığı yerde yolculuk biteviye bir azap olur. Evden kasıt bir taş yığını değil, gönül sükunetinin muhafaza edildiği ve insanın kendi olarak kıymet kazandığı yurdudur. Bir toprak parçasının vatanlaşması ona insanın eviymişcesine bir rikkat ve dikkatle yaklaşmasıyla ve hatta onun için kanını dökmesi, mücadelesiyle mümkündür. Vatan fikrinin teşekkül ettiği yerde mikro ev de teşekkül etmiştir. Çünkü makro ölçekte kaybolduğunu, vatanının yitirdiğini hisseden bir insanın mikro ölçekte başını sokacağı yerin bir saray olması dahi ona ev fikrini ver(e)mez.  Modern insan ise evini kaybetmiş insandır. Evsizliği onu sürekli olarak rahatsızlıkların kıyısına i...

Çocukluğun Yeniden Keşfi

 Bu yazı ilk olarak Dilhane Dergisinin Nisan sayısında yayımlanmıştır. Dergiye şu linkten ulaşabilirsiniz:  Dilhâne | Aylık Dijital Dergi | Dijital Kütüphane (dilhane.net)                                                                                 “Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi”   Sezai Karakoç çocuk olmanın ufkunu çizen ve kendi çocukluğunu resmettiği “Çocukluğumuz” isimli şiirini böyle bitirir. Çocukluğun güzün dökülen yapraklar olarak resmedildiği bu şiirin ilk yazılışının 1960 yılına tekabül etmesi fazlasıyla düşündürücüdür. Bundan altmış iki yıl evvel şair tarafından güzün dö...

Bir Tabloda Şakkolmuş İki Hikâyenin Şiiri

Tesbihinde gaflet arayan adamların nefesidir İnanmanın pîr-u pak tablosunu çizen. Ama Chicagoda bir sergide satmak da ihanettir Onların dilinde sanat hikayesidir solgun renklerin.   Muşamba dekor ve çapraz akisler söz konusuysa Bitmeyen ızdıraplar artık dilindedir. Öğle vakti bir çocuğun kaybolan yeleğinin Bastonunda beliren musikiyle peşindedir.   Tarkovski desem, kurban desem yanan bir ev Her delide beliren velayetin izlerini çizsem. Çizdiğim tabloyu satsam ortasında Amerikanın Veliliğin kıyısından bir parça satın alır mıyım.   Satsın, satalım, satılsın hikayemiz Romancının yeni kitabı reklam panolarında belirsin. Sıraya girelim imza kuyruğu ucu görünmesin Gece şehri ışıklarıyla abad etsin.   Kopsun, urgan olmaya müheyya ip kopacaksa İnceldiği yerden, kökünden şiirimiz kesilsin. Yazılacaksa güya tarihi Türkelimizin Bürokratların izinde evimize dönelim!   Yo, kat’a! bilsin, bilinsin nereden dirileceğinin Farkı...

Eve Dönüş Yolumuz: Tarih Tasavvurumuz

  İnsan karar verendir. Karar, belirli bir istikrar arayışının peşi sıra, tereddütlerin aşılması sonucu meydana gelir. Karar vermenin öncesinde elde bulunan bilgiler idrak vasıtasıyla yorumlanır, yorumun peşi sıra ise hüküm meydana gelir. Modern zamanlar insan fertlerinin kendi karar “mekanizma”larını cihazlara teslim ettiği zamanlardır biraz da. Geleneksel değer ve anlayışlarla mücehhez kadim insanın kararları aşağı yukarı bu geleneksel filtrelerden geçerek vukuu bulurken modern insan için ne olduğu meçhul bir halîta (karışım) söz konusudur. Daha çok “küreselizm”in filtrelerinin hakimiyetinin söz konusu olduğu bir vasatta verilen kararların mensubiyeti geleneğe değil modern dünyayadır. İçinde bulunduğumuz hâl tarihle bağımızın koparıldığı, tarihimizi unuttuğumuz bir halden başka bir şey değildir. Bu kopukluk bir anda vukuu bulmadığı gibi azami bir baskının, şiddetin sonucu da değildir. Seyl-i hurûşanın, bu coşan ve önüne kattığı şeyi kendine katan selin sürüklediği, bir süre sonra...

Batı'nın Tarih Tasavvuru: İlerlemeci Anlayışın Tezahürleri

   Hayatın seyri kesin hükümlere ve kalıp yargılara indirgenemeyecek kadar göze alınamaz, bilinemezdir. Mutlak hüküm sahibi, âlim olan Allah’tır ve insanoğlu teknolojik olarak ne kadar “ilerler” ise ilerlesin yine de O’nun izin verdiği ölçüde “bilebilir”. Bilginin Thomas Hobbes’tan beri güç olarak telakki edildiği mâlumdur. İçerisinde bulunduğumuz dünyada da bilgi güç merkezli olarak alınıp satılır hâle evrilmiştir. Antik çağdan modern dönemin ilk zamanlarına kadar Batı tasavvurunun ilham kaynağı olan “Bilgi güçtür” anlayışı, Batılı filozof ve bilim adamlarının değişik kavram ve metod paradigmaları vasıtasıyla otorite haline gelmiştir. Bu otorite, dünyanın varlığını, düzenini ve hareketini tam manasıyla anlamanın “doğru ve uygun hareketi” garanti edeceği ve ayrıca “insanlığın nihai iyiliğini ve saadetini” oluşturacağı inancına dayanır. Ne var ki bir şeyi baştan “güç” ve “iştiha” bağlamında okumaya, değerlendirmeye kalkışmak o şeyle elde edilecek güzelliklerin baştan baltalanma...

Parçalanmış İdrak

  Eşya ve hâdiseye bakan gözün küllîliği onun hükümlerinin sıhhatini temin eder. Bakışta kendini fâş eden sâbitelerin verdiği cevaplar, dayandıkları mesnedlere göre anlam kazanırlar. Her sâbite bir isbat demektir. İsbat için ise eşyanın ya varlığı yahut yokluğunun sübutu vâki olmalıdır. İspat olmadan tefekkür de olmaz, çare de. İsbatın yokluğu kargaşanın hükümfermâ olmasının yolunu açar. Anarşinin olduğu yerde kelimeler de, kelimelerden tüten mânâlar da boşluğa düşer. Boşluğa düşen şey ise câri olarak temin edeceği faydadan mahrum bırakır insanı.   Modern insan boşluğa düşmüş hakikatlerin yoksunu insandır bir bakıma. Küllî hükümlerin yokluğu anarşinin ikamesini sağlamış, anarşiden ise tefekkür değil tefessüh (çürüyüp dökülme) ortaya çıkmıştır. Tefessühün meşrulaştırılması ise bir yanıyla bu feshe, insanın feshedilişine karşı üretilen cevaplarla sağlanmıştır. Modernliği postmodernliğin bitirdiğini iddia etmek, ikincisinin birincisini yeniden üretmekle meşgul olduğunu ıskalama...

Mekânı İdrâk Etmek: Mimarinin Çöküşüne Dâir

  Mekân, içinde yaşanılan zamanın tecelli ettiği mevzidir. Üzerinde bulunulan işin anlam kazanması mekânın keyfiyetiyle doğrudan alakalıdır. İnsanın ruhuna sirayet eden mekân onu hayra yahut şerre davet etme imkanını içinde barındırmaktadır . Mekanı es geçmek, insanı es geçmek demektir. İçinde bulunduğumuz hâl ve şartlar bize mekânın ehemmiyetinden çok kapitalist zihniyete olan mutabakatını ihtar etmekte. Her şeyin alınıp satılma felaketine düçâr olduğu dünyamızda mekân da metalaşmadan payını almada. İnşa edilen evlerin insan ruhuna tesiri ne mimarların ne de müteahhitlerin umrunda. Bundan daha kötüsü ne şekil ne de muhteva olarak güzellikten, estetikten nasibi olmayan beton yığınları insanlar tarafından sürekli olarak satın alınmakta, arz-talep dengesi devri daim ederek devam etmekte, felaket yeniden ve ısrarla üretilmekte. Gözlerimizi çevirip raptedeceğimiz boşluktan bile mahrum olduğumuz kentlerimiz bizi hıza davet ederken; insânî irtibatlarımızı da bu hız etrafında örmeye teşvi...

Makaleler II: Modern Devlet Krizi: Müminlikten Vatandaş Kimliğine

  Her dünya görüşü kendine has şartlarda ve vasatta doğar; eşya ve hadise karşısında tez ortaya koyduğu nispette insan ve toplum meselelerine çare olmaya namzet olur. Teşekkülünü tamamladığı iddiasında olması için kendince dört başı mâmur bir dünya görüşünü ekonomiden eğitime değin ortaya koyması ve idealize etmesi, temsiliyle var olması gerekir. Aydınlanma (İng. enlightenment) ile beraber Batı’da insanın akıl yordamıyla dünyayı inşa edebileceği ve Tanrı ile ilişkisinde Tanrı’nın mücessem temsilcisi kilise gibi vasıtaları aradan çıkararak Tanrı ile irtibata geçebileceği düşüncesi hâkim olmuştur. Tanrı’ya dair konuşmak artık herhangi bir bağla mukayyet olmayı gerektirmediği için bu Tanrı her şeye ‘alet’ edilebilir konuma gelmiştir. Aydınlanma’nın nihâi hükmüne göre kilise karanlığı temsil ediyor, bilim ve aklın karşısında konumlandırılıyor, akıl sayesinde bu karanlığın aydınlığa kalbedileceği inancı en başta filozoflar eliyle dile getiriliyor sonra ise hâkim anlayış olarak insanlar...