Kayıtlar

#Araştırma etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

John H. Arnold'un "Tarih" Kitabı Açısından Tarih

John H. Arnold'un "Tarih" Kitabı Açısından Tarih Tarih ile Geçmiş Arasındaki Fark Nedir? Geçmişe bir bütün olarak tarih sıfatını veremeyiz. Fakat geçmiş, her an tarihe dönüşebilme potansiyelini barındırır. Geçmişin tarih olarak ele alınması için çeşitli etkenler söz konusu. Burada başrol tarihçidir. Tarihçinin dikkat çektiği, işaret ettiği ve günümüze taşıdığı her geçmiş hadise tarih vasfını kazanır. Bu açıdan baktığımızda tarih ve geçmiş açısından kesin bir ayrımdan söz etmek isabetli olmaz. Çünkü tarih de tıpkı dil gibi canlı bir alandır. Ahmet Haşim’in, lisanı ağaca benzetmesi gibi tarihi de ağaca benzetebiliriz. Tarih ağacının yaprakları olaylardır. Zamanı gelince tomurcuklanır, büyür ve nihayetinde ölür. Bu döngü içinde geçmişte hiç konuşulmamış bir olay, bugün konuşulur hale gelebilir. Yahut geçmişte defalarca üzerinde durulan olaylar artık değerini yitirerek tarihin çöplüğüne gidebilir. Tarihin ve dolayısıyla geçmişin canlılığına bu şekilde bir tanımlama yapmak yan...

PROTOTİP: İSKİTLER

  İSKİTLER’E GENEL BİR BAKIŞ İskitlerin gelenek ve görenekleri hakkında bize en önemli bilgileri Herodotos ve Hippokrates vermektedir. Hippokrates İskitlerin yaşadıkları coğrafya, yurtları, besledikleri hayvanlar, beslendikleri gıda maddeleri genel olarak yaşayışları, bir takım alışkanlıkları hakkında kıymetli bilgiler vermektedir. Herodotos da İskitlerin yerleştikleri coğrafya, komşuları, dinleri vb. özelliklerinin yanında onların gelenek ve göreneklerinden ve birtakım âdetlerinden bahsetmektedir.  Her toplumun kendine has hayat tarzı vardır. İskitlerin hayat tarzı da çoğu antik devir topluluklarından farklılıklar göstermektedir. Hippokrates’in bildirdiğine göre, İskitler göçebe bir kavimdir. İskitlerin yaşadığı coğrafya, otlakları bol, rutubeti az bir ovadır. Sabit bir yerleşim yerleri olmayan İskitler bu otlağı bol ovalıkta yaşamaktadır. En küçüklerinin dört, büyük olanlarının ise altı tekerleği olan arabalarda barınırlardı. Dört bir ta...

Hidroforlar Bizi Aldatmasın!

  Selçukluların, fethettikleri yerlerde ilk faaliyeti mekânı Müslüman’ın yaşayabileceği duruma getirmekti. Selçuklular şehri insana benzetirdi. Şehri pislikten arındırmak için kanalizasyon çalışmaları başlatır, ardından insanı necasetten uzak tutmak için hamamlar inşa ederdi. Böylece şehri ve insanı Müslümanca bir yaşam için hazırlamış olurdu. Daha sonra ise ilim ve ibadetler için cami ve medreselerin inşâsına geçilirdi. Bu anlayış Selçuklularla birlikte son bulmayıp Osmanlılar döneminde de devam etmiştir.    Osmanlı vakıfları eylem bakımından yukarıda bahsettiğim anlayışın kurumlaşmış halidir. Vakıfların temel amacına baktığımızda şu ifadeleri görüyoruz: “Vakıf, bir kimsenin Allah’a yakın olmak için menkul (taşınır) veya gayr-i menkul (taşınmaz) mal veya mülkünü dini yahut sosyal bir amaca tahsis etmesidir.” Vakıflar zaman zaman olumsuz örnekler üzerinden eleştirilse de bu sağlıklı bir eleştiri değildir. İnsanın olduğu yerde problemler olmuştur, olacaktır. Bu noktada ilk...