Kayıtlar

#nedamet etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Dönüşen Dünyayı Anlamak: Modern Batı Düşüncesinin İzini Sürmek -3-

  Modern düşüncenin izini sürmek istiyorsak felsefenin modern dünyaya geçişte nerede durduğunu fehmetmemiz gerekmektedir. Zira geleneksel dünyadan modern dünyaya geçişte aklın merkezîleşmesi hususunda felsefe başı çekmiştir. 17. Yüzyıl felsefesi bu bakımdan ana hatlarıyla muhtasaran ele alınmalıdır. Batı düşünce tarihinde bilimsel gelişmelerin seyriyle beraber varlık, insan, tabiata bakışın değişiminde F.Bacon ve Descartes’ın felsefede izledikleri ve müdafaa ettikleri usul ehemmiyetli bir yer işgal etmektedir. Descartes’ın insanın gerçeğe ulaşmasında ittihaz etmesi gereken yola dair şu sözleri modernitenin filozofunun düşüncesinin temel köşe taşlarını bize verecektir: “Çocukluğumdan beri okullarda okutulan bütün ilimleri tahsil etmiştim. Onlar sayesinde hayata faydalı bütün şeyler hakkında açık ve sağlam bir bilgi elde edebileceğime inanıyor ve bundan dolayı onları öğrenmek için sonsuz bir arzu besliyordum. Fakat bütün bu tahsil müddetini bitirir bitirmez kanaatimi tamamıyla deği...

Dönüşen Dünyayı Anlamak: Modern Batı Düşüncesinin İzini Sürmek -2-

    Ehl-i hak der ki; eşyânın hakikatleri sabittir. Onları bilmek vâkidir. Bu ibarenin devamında kelam kitaplarımızda bunun üç yolla olduğu vurgulanır: Havas-ı selîme, sadık haber, akıl. En baştan bu tasrihatı yapmak tarihsel süreç içerisinde sofistlere bir reddiye olarak vâki olduğu gibi kelâm ilminin usullerinde dayandığı muhkem mevzileri de gösterir . Ne yalnız hissiyat ne haber ne de akıl merkezileştiriliyor; hissiyat nakil ve akılla dengeleniyor / anlamlandırılıyor İslâm tefekküründe. Hissiyat olmadan ne naklin ne de aklın bir faalliği söz konusu olmayacağı gibi hissiyatın kendisiyle doğruları temellendireceği nakil ve bu naklin anlaşılmasında olmazsa olmaz akıl olmadan da insan olmanın keyfiyeti doğru yere mevzilendirilemez. Batı düşüncesinin ızdırabının yattığı yer tarihinin çeşitli dönemlerinde bu üç yolu farklı yollarla tahrif ederek merkezileştirmesi ve mutlaklaştırmasındadır. Kilise’nin tam tahakküm kurduğu skolastik çağda aklın ötelenmesi ve bâtıl bir takım şeyler...

John H. Arnold'un "Tarih" Kitabı Açısından Tarih

John H. Arnold'un "Tarih" Kitabı Açısından Tarih Tarih ile Geçmiş Arasındaki Fark Nedir? Geçmişe bir bütün olarak tarih sıfatını veremeyiz. Fakat geçmiş, her an tarihe dönüşebilme potansiyelini barındırır. Geçmişin tarih olarak ele alınması için çeşitli etkenler söz konusu. Burada başrol tarihçidir. Tarihçinin dikkat çektiği, işaret ettiği ve günümüze taşıdığı her geçmiş hadise tarih vasfını kazanır. Bu açıdan baktığımızda tarih ve geçmiş açısından kesin bir ayrımdan söz etmek isabetli olmaz. Çünkü tarih de tıpkı dil gibi canlı bir alandır. Ahmet Haşim’in, lisanı ağaca benzetmesi gibi tarihi de ağaca benzetebiliriz. Tarih ağacının yaprakları olaylardır. Zamanı gelince tomurcuklanır, büyür ve nihayetinde ölür. Bu döngü içinde geçmişte hiç konuşulmamış bir olay, bugün konuşulur hale gelebilir. Yahut geçmişte defalarca üzerinde durulan olaylar artık değerini yitirerek tarihin çöplüğüne gidebilir. Tarihin ve dolayısıyla geçmişin canlılığına bu şekilde bir tanımlama yapmak yan...

Çatlak

Kahverengi gözleriyle tavandaki incecik çatlağın izine dalgın dalgın bakıyordu. Uyanmıştı. Nemden mi yoksa rutubetten mi oluştuğunu bilmediği çatlak eve taşındıklarında da vardı. Tadilat sırasında boya badana yapılırken kapanmış fakat çok geçmeden kendini yine belli etmişti bu ince hat. Onun inatçılığını, yoksa hayata tutunuşunu mu demeli, her sabah izlemek onun için bir alışkanlık haline gelmişti. Sıkılmadan yapardı bu iz sürme ameliyesini. Hatta keyif aldığı bile söylenebilirdi. Öyle ki bazı sabahlar, sanki çatlak şekil değiştiriyormuş gibi gelirdi kendisine ve ciddi bir heyecan içerisinde gözlerini dikerdi onun üzerine. Bu değişimin, yatak başlığının dayandığı duvarın tavanla birleştiği hattın ortasına doğru doğan ve öncelikle beş santim kadar düz bir çizgi çizip sonrasındaysa kendini sokmuş yılan gibi kıvır kıvır ilerleyen bu inatçı çatlağın kendisinden olacağı yoktu elbette. Bunu bilirdi. Onu heyecanlandıran, bu değişimi, başkalaşımı kahve bakışlarıyla yapabilme ihtimaliydi. İşt...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu III. Bab

Kelimelerin ve Anlam İlkelerinin Koşullandırılması ve Konuşlandırılması  Nesnel yörüngenin seçilmişlik ilânı, kalem sahibinin kemal noktası değil, bilakis tekamülün başlangıç noktasıdır.                                                                    ***   Birkaç telifin ardından tumturaklı ve mutantan şeyler yazmış olmakla coşku bulan ve heyecana kapılan her muharrir, lafızların ardını boş bırakmaya mütemayildir. Ve yine muharrir, bazen kalemin kendi bağımsızlığını ilân ettiğini, kelimelerin birbiri ardına sıralanıp, hiçbir dahle mahal bırakmadan bir ritim yakaladığını, mülayim akıntılı bir nehre düşen asude yaprak misali akıp gittiğini görecek. Bu eşiğe gelen kalem sahibi, Harut ve Marut ile tanışacak ve en çetin imtihanını burada verecek. Büyülü ama içi boş kelime cümbüşünde harf rakkaslığına mı tevessül...

Dönüşen Dünyayı Anlamak: Modern Batı Düşüncesinin İzini Sürmek

   Yarınımı anlamlı kılmak istiyorum. Yarınımı anlamlı kılmak için bugünümü doğru yere oturtmam gerektiğinin idrakine varmış bulunuyorum. Şu an yaptığım 'ne' ise 'o'nu doğru ve güzel yapmanın yollarına tâlip olmalıyım. Ne var ki modern düşünce insan olarak bana 'sâbite' edinme imkanı tanımıyor. Eğer inşa edilecek bir 'sabite' varsa bunu kendi süzgecinden geçirmesi, küresel dünya için tehdit olmaktan çıkarması, bu dünyanın meta döngüsüne uygun hale getirmesi icap ediyor. Bu aşamalardan geçmeden inşa edeceğim düşünceyi yeryüzü sathına yaymaya başladığım anda çeşitli kavramlar üzerinden bir karalamaya maruz kalıyorum. Kıyafetlerim Los Angeles’da üretilen kültürü aksettirmediği için ne kadar temiz olursa olsunlar 'pis' olmaktan kurtulamıyorlar. Mesela sakalım dahî kesiliş şekline göre anlam kazanıyor. 'Top' olursa ileriyi temsil ediyorum, bir kabza miktarı olursa insanlar tarafından 'geri'ye konumlandırılıyorum. İleri ve geri var. Ort...

SORU CEVAP

Hangi kapıdan çıkacaktı Gideceği yerin yolları nasıl dallanacaktı Sorup dururken dikti tilki kulaklarını Betondan yorganı üstünden atarken Tilki kulaklar ve arı gözler Ağacın rüzgarla dansı ve çocuk kahkahası Arının gözlerinde ve dalların ucunda alamadığı nefeslerin izi Buhranlar ve hüzünler ve vesveseler Harabe altından uzattığı eli tutmaya çalıştı nefesi Havada ondan bir iz aradı arı gözler ve dal uçları Bulduğunu sanar oldu bırakacağını düşünerek Tilki kulaklarda çapa sesleri Arı gözlerde gecenin buğulu perdesi Uğultudan boğulacağını düşündüğünde Düşünde düştüğünü düşlediğinde Tüm okların sırtına düştüğü son nefes gününde Soracaklar. Anda Göğsü genişledi. Kız ki gecenin perdesi ardından aldığı nefesi verdi O anda bir kurt uludu dağ başında, hayata tutunurcasına Gövdesi çürümeyeduran bir ağaç çiçek açtı, kırmızı Nereden geldiği meçhul irice bir arı çiçeğin üzerine kondu Çiçek mahzun ve arı mahzun Ve ağaç mahzun ki gülecek gövdesi çatlarcasına Ağlayacak kurt ...

Şiir Üzerine

  Yıllarca bunun için uğraşıp, kalemi yalnızca kalem gibi görmeyerek ve örgü dizer gibi her yeri bir başka şeyi çağrıştıran, sonunda ise hep O'na çıkan duygularla, hudutsuz değil misilsiz uzanış...  Bir adımla bin adımın bir olduğu, yaşamak fiilinin aslının her yönüyle ve yalnızca yürekte bulunduğu, içi soyut dışı somut denilirken, aslında o mücerret handa ne müşahhasların unutulduğu, gel gelelim, bir yere kadar gelebildiğim lakin öteye geçemediğim bir derinlik. Her şeyimi ona borçlu olmadığım ama usül kanadında hep kuşandığım, hem bildiğim hem bilmediğim, biliyorum derken de bilmediğim fakat en azından bilmediğimi bile bilmediğim bir sürü şey arasından bununla en azından bilmemeyi becerebildiğim bir derinlik. Ulaşılan değil ulaştıran, sadık yarim değil ama dolaştıran... Ne bileyim işte müptela gibi bir şeyim. Meftun olunan değil bu ama biz derdimizi bununla anlatmışız.  Herkes ona buna sanarken, biz O'na yazmışız. Ha varmış mıyız? Ya şair miyiz? Usül denilince zaten, müb...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu, II. Bab

   Nesnel Yörüngenin Seçilmişlik İlânı ya da Yörüngeye Dahil Olma   Kalem neyi yazacak? Hangi yörüngede, hangi yazın türünde ihtisasını tamamlayacak? Hangi okuyucuya, hangi kanaldan hitap edecek ve hangi yöne işaret edip; "işte bakınız, boyut üstü boyut var!" diyecek? Bunca parametreyi hesap etmemek, kalemtıraşı ciddiye almamak demektir.  ***   Esin, ilham ve muhayyile kavramları, yazar zümresinin öncül gerekliliklerindendir. Bu üç yetinin tek bir kalemde görülme olasılığı ziyadesiyle düşük olmakla beraber, kimi zaman tek bir kalemde mürekkep olduğu da vakidir. Gerek fıtrat dediğimiz yaradılış mizacının etkisi gerekse kalem sahibinin uğraş ve mesaisi, zikredilen üç kavramı tek zeminde ve zihinde birleştirebiliyor.  Yazar adaylarının ilk teşebbüsü, yani tercih edilen ilk nesnel yörünge, rampa otoritesidir. İvme gereksiniminin esin mi, ilham mı yoksa muhayyile mi olduğu burada belirlenir. Kısaca yazarın öncül gerekliliğini teçhiz eden şey, yazın türlerindeki ...

PROTOTİP: İSKİTLER

  İSKİTLER’E GENEL BİR BAKIŞ İskitlerin gelenek ve görenekleri hakkında bize en önemli bilgileri Herodotos ve Hippokrates vermektedir. Hippokrates İskitlerin yaşadıkları coğrafya, yurtları, besledikleri hayvanlar, beslendikleri gıda maddeleri genel olarak yaşayışları, bir takım alışkanlıkları hakkında kıymetli bilgiler vermektedir. Herodotos da İskitlerin yerleştikleri coğrafya, komşuları, dinleri vb. özelliklerinin yanında onların gelenek ve göreneklerinden ve birtakım âdetlerinden bahsetmektedir.  Her toplumun kendine has hayat tarzı vardır. İskitlerin hayat tarzı da çoğu antik devir topluluklarından farklılıklar göstermektedir. Hippokrates’in bildirdiğine göre, İskitler göçebe bir kavimdir. İskitlerin yaşadığı coğrafya, otlakları bol, rutubeti az bir ovadır. Sabit bir yerleşim yerleri olmayan İskitler bu otlağı bol ovalıkta yaşamaktadır. En küçüklerinin dört, büyük olanlarının ise altı tekerleği olan arabalarda barınırlardı. Dört bir ta...

Sekerat

"Ölüme Fransız kalışımıza dâir..." Kopuk kopuk irtibat, Kurcalanmış frekans. Çeşit çeşit dalgalar, Ve daha pek çok nüans. Şimdi  zaman ı değil, Olmaz olsun böyle şans. Bir hazırlığım da yok, Alo!... Alo!... Ambulans. Nerde eski günlerim! Hızlı müzik, hoppa dans. Nerden çıktı şimdi bu? Son demdeki konferans. Hayatın son perdesi, Ne farklı bir ambiyans. Sanki gökteyim de ben, Sağım solum türbülans. Gençliğim ah gençliğim, Açık senet, bol avans. Artık bu andan sonra, İşe yaramaz balans. Aslında ben masumum, Tek suçlu kahpe Bizans. Eskilerden memnunduk, Ne bu reform, rönesans. Pembe dizi kaçtaydı? Dolar, altın ve finans. Durun, durun gong çaldı, Borsa nasıl son seans? Güle  gül e  dost larım, Bedri, Boris ile Hans. Dünya seni boşadım, Zâten sahteydi alyans. Bu koku da ne böyle! Yok mu dolapta esans? Tamam! Şimdi sessizlik, Gerçekleşiyor trans. Boş durma haberini, Çabuk ulaştır ajans. Öldü, ben ölmem diyen, O zavallı ekselans. Ben bu yerde yıkanmam, Hani yerlerde fayans. Pardo...

Hasret: Dikenin Sızlattığıdır

 Hiç kimse bir diken gibi dokunamaz insana. Acıdan ziyade sızı verir. Niçin? Bir kaç güne parmağınızda ne acı ne de yara izi kalmaz da onun için. Sızı bir kez sokuldu mu kalbinize, bir daha unutturmaz kendini. Meselâ ben bu satırları elime en son batan dikenin üstünden aylar geçmişken yazıyorum, yazabiliyorum. Diken dokunmuyor aylardır ama sızısı beni bulup yokluyor arada.  Bir çift dudak, bir çift söz gibi dikenin kalbe dokunan bir tarafı var. Elinize batar ama kalbinize ulaşır. Diken dokunuşunun  derinleştikçe tuhaf bir haz veren esrarı vardır. Bu hazzın hasretini veya hissiyatını tabir edecek bir cümle kuramadım şimdiye kadar. Duyduklarım arasında o hissiyatın secdesine varan şey, " derdim bana derman imiş" mısrası oldu bu vakte kadar.  Tüm bu haletiruhiyeyi yaşamak için, elinize bir diken alıp batıracak olsanız, o diken size, kalbi bir sızıyı değil bedensel bir acıyı, yani küçük bir işkenceyi reva görür. O halin sırrı evvelâ toprakla ünsiyet kurmaktan geçer. İns...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu, I. Bab

Dünden Bugüne Seçilmiş Nesnel Yörüngenin İmlâya Yansısı veya İmlâyı İhata Edişi Birkaç ay önce başladığımız ve fakat bir müddet ara verdiğimiz "Muharririn Sonsuz Yolculuğu" yazılarımıza artık burada devam ediyor ve sürekliliği muhafaza etmek adına aynı kronolojiyi buraya tatbik ederek en baştan başlıyoruz. ***   Seçilmiş nesnel yörüngenin geniş bir skalada eşsesli ve asortik birçok organizasyonu bulunmaktadır. Fakat ilk çağrışım olarak yazı dilindeki etkisini, yazı unsurları bağlamında irdelemeye çalışacak ve gerekliliğini teftişe tâbi tutacağız.    Nesnel yörünge kavramını ablukaya alan "seçilmiş" ibaresi, muhatap olduğumuz kavramın insan tekiyle veya kamuoyu eliyle ikame edildiğine işaret eder. Sözgelimi; gece ve gündüzün deveran edişi, güneşin doğudan doğup, batıdan batıyor oluşu nesnel bir yörüngedir. "Seçilmiş" ibaresi ise büsbütün irade eylemidir. "Güneşin batıdan doğmasını tercih ediyorum" cümlesindeki sâkıt mana, irade hududunun tasavvur ...

“İnsan" Olamayışın Istırabı -2-

  İnsan olmak, unutmanın insan için felaket olduğunun ikrarına vasıl olmaktır. Unutmanın cazibesine karşılık tezekkürün ıstırabına katlanmak, bu ıstırabı azık edinmek kolay değildir. Unutmak, unutarak idrakten uzaklaşmaktır. Dikkat ile mücehhez olmanın anlamsızlaştığı yer, insanın şuurunu kaybetmeye yaklaştığı yerdir. Taha Abdurrahman’ın deyişiyle; "İnsan, unuttuğunu unutan varlıktır." Elestbezmi'nde “emaneti” yüklenmeye talip olan ve imtihan dolayısıyla bu ân kendisine unutturulan insan, unuttuğunu ikrar ettiği zaman kendisini “teklif”e layık gören kata çıkabilir. İnsana madem emanet teklif edilmiştir; insan bu teklifi kendisi için mümkün kılan şeyin peşine düşmelidir. Teklifi bir mükellefiyet olarak kavramak, insan için tâli bir mesele değildir. Bilakis kendisine bahşedilen nimete teşekkürü vacip kılacak surette zaruridir. Ayet-i Kerîme’de, “Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir!”(1)  buyrulur. Ni...