Kayıtlar

#Şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sarkaç

  Gezdim o güzel mısrâları hepsinde yüzün var Mahzun bakıyorsun yine burkulma burulma Bir şarkı tütersin niye hepsinde hüzün var Küs dallara, küs onlara, hür olma vurulma Vazgeç kanadından Peri göğsümde göğün var Bir kalp taşırım sen gibi dursam da durulmaz Ben gel diyeyim sen buna cevret ki sözün var Bir har yanarım bir gece gelsen de onulmaz Senden öte durmuş külü bir sırlı közün var Payız günü açmak yazılır yazgısı şaşmaz Ben lâlece açsam ne çıkar bunca güzün var Hoyratça şiirler akarım gönlüne taşsam Mısrâlara billur yuva çatmış o özün var Bahçende solup toprağa düşsem de karışsam Şebboylara dursam, büyüsün sende füsun var Geçtim o güzel yolları yollar ki kokun var Bin türlü şükûfen saçılır amma ki dokunmam Nakkaş Peri gergef gibi gönlümde dokun var Tak çelmeyi yak gülleri nakşında gocunma Ummanda boğulmak da mahâret mi kuyun var Düşmek bana mahsus Peri sen sarkma kuyundan Sordum güle aşkın ulu burcunda okun var Sulh kentine düşmez yolu sor cengi kulundan ...

Yunus Dilinde Dua

  Alem avuçta gizli, tut sema duvarına Bunca zikir benizli, dua demiş adına Seyret anda ömürü, anla neymiş ölümü Ariflerin gönülü, ermiş bunla murada Dil onunla yunmuştur, inayetin sunmuştur Varan böyle varmıştır, Hak Resûlün yoluna Irak düşen cenetten, feyz alıp da Adem'den Dili kalbe indiren, avdet etmiş yurduna Yunus, yunusta saklı, Yunus ondan yasaklı Yalvaç Yunus'un affı, yine gizli duada Duanız yoksa eğer, kulluğunuz ne eder Habib böyle nakleder, erdik "belî" sırrına Aşkla işler düzeni, Mevla sevmez bozanı Nice aşık ozanı, şahit tutmuş hep buna Haber alıp Musa'dan, medet umma asadan Odunu ejder yapan, "Teslim ol" der kuluna Selim olmuşsa ateş, ibrettir batan güneş Putlar kıran ol Mahveş, evvel vardı farkına Oldur kulun rehası, ölçülür mü pahası Servet mümin duası, hacet var mı altına Münhasır cümle kalpler, mutmain olmak ister Bunu bilen zahitler, durmuş zikir ardına - Münhasır 

Şeyhülislam Yahya Efendi'nin "Eyledi" Redifli Gazeline Tahmis

  (Fâ`ilâtün fâ`ilâtün fâ`ilâtün fâ`ilün) Bilmeden ben dil-i misbah anda püryân eyledi İhtiyârım ol ki demden terk-i pâyân eyledi Külde sırdan pâye almış hârı âyân eyledi "Aldı gönlüm yâr evvel sonra vîrân eyledi Ah kim dil mülküni alan tâlân eyledi" Sen misin şol serv-i müjgan pür-i ahraz eyleyen Def-i meltem nevm-i ebred ömrü poyraz eyleyen Çölde serab gölde turab nüşre ibraz eyleyen "Bâg-ı hüsne kâmetün serv-i ser-efrâz eyleyen   Ben hakîri sâyeveş hâk ile yeksâne eyledi " Hâli mâmur kendi hârab ol satanlar kendüyi Gönlü berk-âsâ kanat yârdan atanlar kendüyi Şol kıyâmet kopmadan hep kurtaranlar kendüyi "Katre-i nâ-çîzden kemter tutanlar kendüyi   Katreyi deryâ idüp deryâyı `ummân eyledi" Göz yakîn ister de kalp teslim olup etmez güman Önce Hakk'ın sonra aşkın varlığından Müslüman Tartma aşkın cüssesin âlemde yoktur ol mizan "Aşk bârını götürmezken zemîn ü âsumân Avn-i hakk bir nâ-tüvâna anı âsân eyledi" Bîvefâ esvâbında sırrın â...

Gerekçe

Kurdelesiz düğümler atılır boğazıma Desem ki fermandır, urgan değil, ferman değil Hicaptan ırak sözler dolar da ağızıma Desem ki küfrandır, bühtan değil, küfran değil Viran olasın ayak, yol böyle yürünür mü? Ayazı görmüş ahbun feriklen kürünür mü? Mert muhannete muhtaç, yüzü ak görünür mü? Desem ki yardandır, dardan değil, yardan değil Zaman aksine düşmüş, utansın mı zemberek? Düzen dediğin Haydar, ar avcısı düzenek Nice ölenler gördüm, sabra sabır çekerek Desem ki yoldandır, çölden değil, yoldan değil Ahlâk diyen yoz oldu, ondan sustu bu Haydar Kalmaya bir bahane, gitmeye bin melâl var Gülşen olası hânede evlad u iyal var Desem ki bundandır, burdan değil, bundan değil Münhasır bir ekip de iki biçmeye kalkma Hâlin O'na ayrandır, eş dosta için açma Beni bu derde koyan, beni bu dertten koyma Sansınlar çuldandır, kuldan değil, çuldan değil Münhasır

Randevu

  Toprak yalnız ölülerle konuşur üstü kapalı Gerisi üryandır didiklenmemiş gözler için.  İlk önce çürüyen gözlerdir  Belki de temizlenmek için.  Şeddeli kelimerle antlaşalım,  Şeddeli cümlelerle değil.  Yalnız olan mükerrerse şayet,  Mutlak sevilir.  Fakat korkutur o mükerrer yalnızlık.  İşte bakın, yalnızlık bir cümledir.  Bu beyitsiz cendereye tahmis yapabilirsin. Savruk dizeler aramaz ki nazire Doğrul öyleyse, endamın bilinsin Siyah çelenk, lacivert sıvı Ve duasız bir taziye..  Sen ne çirkin bir kabirsin! Ölümü karşına aldınsa bir kere Mutlak vardır konuşmaya değer şeylerin.  Ayağım toprağa değmiyorken Ölümü anmak ne budala bir eylem biçimidir.  Hem suç bende mi?  Caddeler asfalt nâmına gömüyorsa toprağı  Elbette ölümü unutturmak içindir. -Münhasır

Bir Tabloda Şakkolmuş İki Hikâyenin Şiiri

Tesbihinde gaflet arayan adamların nefesidir İnanmanın pîr-u pak tablosunu çizen. Ama Chicagoda bir sergide satmak da ihanettir Onların dilinde sanat hikayesidir solgun renklerin.   Muşamba dekor ve çapraz akisler söz konusuysa Bitmeyen ızdıraplar artık dilindedir. Öğle vakti bir çocuğun kaybolan yeleğinin Bastonunda beliren musikiyle peşindedir.   Tarkovski desem, kurban desem yanan bir ev Her delide beliren velayetin izlerini çizsem. Çizdiğim tabloyu satsam ortasında Amerikanın Veliliğin kıyısından bir parça satın alır mıyım.   Satsın, satalım, satılsın hikayemiz Romancının yeni kitabı reklam panolarında belirsin. Sıraya girelim imza kuyruğu ucu görünmesin Gece şehri ışıklarıyla abad etsin.   Kopsun, urgan olmaya müheyya ip kopacaksa İnceldiği yerden, kökünden şiirimiz kesilsin. Yazılacaksa güya tarihi Türkelimizin Bürokratların izinde evimize dönelim!   Yo, kat’a! bilsin, bilinsin nereden dirileceğinin Farkı...
  Zamân-ı hâzırda bilcümle hükme muntazır olacak kadar mert, sadakat teftişini kendi vicdan mizanında tartacak kadar cevval olan erbab-ı liyakata cevaben... Gerçi dilimin "yâ" sesi emmârede kalmışdır Amma sözümün kânesi dost-pârede kalmışdır Yoldur yürünür er kişi kimmiş bilinir şeyhim Heyhat kırılan kol da aşikârede kalmışdır Gafle düşenim ben bu sözün hakka delaldir Göz Hakka nazar kıl diyecek yârede kalmışdır Agah olamam sen gibi benden öte berduş yok Attar ve Muhib ben gibi meyhânede kalmışdır Gezmek dilerim şimdi şiirlerde şuurla Şuuru şiirden görecek dârede kalmışdır Bin virdimi şeyhim bana Âh'tan yana vermiş Meşk-hâne tülümdür o da şerârede kalmışdır Münhâ direnirsen edebiyyat diyerek sen Bu sîga fetih ehli o kerrârede kalmışdır Münhasır

Diriliş Kumandanı'na

Geleceğin hayali, gecikmekle mükellef. Sabır tanesi gözden yontulmuş güher.. Ve umulmayanı yaşamak, bir vebal gibi Ehramlar diker de içimde; Aynı teessüfe çıkar her heves. Ölümcül olmayan ölümler tanıdım Sandalyem sanık, masam kumral ve serin Yeni bir mesai seziyorum toprak kokusundan.. Perde perde kapanan bir ışık, Sönüyor şimdi karanlığı tattırmak için. Seziyorum hep bunları Seziyorum sezgilerin fetih çağına Bir çağrı işitip, öyle seziyorum. Düşlüyorum 40'ında aklı yele verenin Hızırla 40 saat geçirene tâbi olduğu berzahı. Seziyorum, ilah ilân edilmiş bilimin, God is dead muştusuyla yeksan oluşunu. Seziyorum, bu çağ sezgiye erenlerin çağıdır. Seziyorum, ilk önce sezmiş olanın Vedası çınlarken ruhumun sır veçhesinde Seziyorum, bu çağ, çağırma değil Bağırma çağıdır. Şehzadelerin baş tacıdır şimdi o türbe. Ve bir mum yakmak kutlu kabre, Küfre muttasıl bir ucuzluğa denk. Ben ki o kabrin başucunda meşale yakmak için Kibrit kavıyla 40 saati, 40'lar kavline Medar edecek hüccetle...

Gör ki Kanım Pürmelâl

1. Tahammülsüz yürümenin Eyvallah'ını bilirim.  Yedi iklimde yetmiş tufan deren kim?  Çatık kaşlarla doğmuşum ben,  Ah doğmuşum da ne iyi etmişim!  Ve sen,  Bende yeşerdiğin günkü gibi Öyle taze ve öyle giranbaha ve sâyende mısralar güherdir. Öyle sensin ki sen,  Her uyaklı durakta içimin şiirini emzirdin.  İlk günkü gibi Beni hiç terk etmedin.  Yüzüm yüzüne dönükken kalbim sana,  Sırtım sana dönükken kalbim inatla sana yönelmiş.  Çatık kaşlarla bakmışım Bakmışım da ben sana neler etmişim!  Bir çocuk niçin ağlar ki parkta?  Annesinin elinden tuttuğu o çocuk,  Niçin ağlar ki parkta?  Ben ağlamaya da tahammül yitirmişim.  Oğlunu ağlarken gören bir baba,  Oğluna kızmakta buluyor tesellisini.  Çünkü oğlunu ağlarken gören bir baba; Çatık kaşlarına sırlıyor sevgisini.  Ben bostanlara da tahammül yitirmişim.  Çatık kaşlarla bakmışım salıncak arkadaşıma. Bakmışım da ne iyi beklemişim!  2. Bana sa...

BELGESEL

Sükûta sebeb öğretir bu susuşlar, Dağılır zihnin ayrık parçasında, Hatırlar, hatırâlar birleşir içinde, Yalancı itikad saldırıları, Sınanarak geçtiğin yollar, Kayıplar, gâibler, kazançlar, Seninleyiz artık aynı dalda, Cesedimi bana ağırlaştırma, Giderek daha az duyma, Kanat ve kuş seslerimizde, Kafes de benim kuş da. Sana geç kaldığım zamanlar, Yoz yazmaktı yaz zamanlarında, Gittikçe giden zamanlar, Artık sevinmez soluklarda, Giderek düşündürücü olur gözlerimiz, Anlamlı sözler anlaşılır mı hâlâ? Buna mahsûben devrin geçiştirdiği, Genç ülke ve ülkenin gençliği, Malî disiplinize usülü ve verim, İçten içe muhasebe içtenlikle yahut, Kırmızı gözlü canavarda yakut. Kendini ertelemek kahkahalarda, Çakı bakışlı yumruk, yedi düvel hatta, Unutkandın hatırladın mı? Bunca vakit, bunca tasa ve şunca, Ne anlattı aynaya yüzünün anlamı? Yirmi dörde yetişmedi yirmi bir, Hiçbir anlam anlatmadı, gizli bir, Yer yerince yerde bir yer isteme, Der, serince sür sevince gizleme, Lehim sensin al birimi yedi saç...

Çatık Kaşlara Çatınca

Uslandı sansam da o insan İlk hicviyle yolda sınandı Dostunu dikenle sıvar insan Acep dikeni mızrak mı sandı? Ahesta bir adım mı o adın? Ya koş ısırsın toynaklarını deli kısrak Ya yürü bu yol maksuda çıkar Ya sürün ama cayma ille de yaklaş Ekmek gözüme sormam; "nerede kaldın?" Çamuru henüz tatmış değil bu kumaş Bu kasrı sen zatussuver mi sandın? Kuşkuda peydahladı zannı Adına suizan dediler, duydum Ummak.. Bu ne menem sancı? O ciğeri yemez oldu kediler Üstelik kurdu kutlandı Koşmak bir tek kuşa zahmet Göster kanadın heyhat olayım Öyle diyordu; "Zahmetteki lezzet!" Ah o sineye bermutad olayım Ama kollar bizi zulmetteki kesret Maksuda çıkan yollarda pusu O zulüm neydi bilirsin Nehirle göl arasındaki farka çıkar Bak sardı civarı o kerhî kokusu Söyle bana kimlerle bir gibisin? Şimdi sana ehlen ve sehlen mi demeli Yoksa ehlen ve sehven mi? Bir de şerrin ehveni oldu Patik diktiker günah işlemeli; Adını siyasi bir argü...

O Sen Değilsin

Anladım, sen değilsin. Aradığım, bulduğum, sevdiğim dediğim şey, O sen değilsin. O kendi içimde görmek istediğim, bana en yakın beni çok seven aynayı sildim artık,  O sen değilsin. Soğuk gecelerde içimi titreten, sıcaklarda alevle terleten, bazen aklımı bazen kalbimi tekleten,  O sen değilsin. İlkbaharda çiçekler açan, sonbaharda yaprak saçan, toprak olup semaya çıkan, O sen değilsin.  Ellerimde bir tutam yabancı el, gönlümde lavlarla coşan, alevden bir sel, O sen değilsin  Ruhum göz penceresinden dolunay izlerken, vicdanım oynar gülünç bir mizansen  O sen değilsin.  Varlık, varlık dediğimiz varlığa yok, yokluğa var dediğimiz aşk şarabı deyip, hiçlikte kan içtiğimiz,  O sen değilsin. Topraktan âdeme, âdemden toprağa kısa bir tarikat, hayat bir anı seyyale ben ile gizlendi hakikat, meleklerin ettiği feragat,  O sen değilsin. Kime ne anlattım bilemedim gitti, kendimi sana sorsam göremedim kimdi, neyim ben içimden ılık bir nesim geçti, bu yalnızlık a...

Vasf-ı Bahar

Der vasf-ı bahar biz güze elbette muhâldir  Ey gonca ruşen vasl-ı sükût işte bu hâldir  Ömrüm sıla-bilmez gibi hicrânla karılmış "Ey köhne" diyorsun "bana gelmek de zevâldir" İçten içe "var yurduna dön git" mi diyorsun Ey gonca güzel hor güle gülşen de melâldir Senden beri döngel orucum mey'le açılmış "Ey köhne" diyorsun "bu sözün küfre delâldir" İçten içe "yol yordamı şaştın" mı diyorsun Ey gonca melek âşığa meyler de helâldir Bir dünya ki tüm sırrını âşıklara açmış "Ey köhne" diyorsun "güle evlâsı nihâldir" İçten içe "ben hep bana yettim" mi diyorsun Ey gonca çiçek gonca da bülbülle kemâldir Her söz ki dilinden sıla dâvet gibi çıkmış "Ey köhne" diyorsun "sana susmak da zilâldir" İçten içe "her söz sana bir gel" mi diyorsun Ey gonca fasıl sen buna sussan da zülâldir Münhâ'daki sır kalbini aşmış da açılmış "Ey köhne" diyorsun "geceler hayli hilâ...

Yedekteki Son Kurşun

  Yunus Emre Uçar Kardeşime   Medsiz bir cezir vaktinde boşaltmıştık Tüm muhiti. Bu bir tedbir miydi? Bu bir tedbir olarak elbette mühimdir. Çünkü sular altında kalan bir yalı, Şükre mecbur kılar Gecekondu sakinlerini. Çünkü şükür doyurmaz el ovuşturan sırtlanları. Çünkü "Ordo Ab Chaos" besler onları. Meydan boş... Siperlere gömdük afyon rezili kafaları. O kafalar ki; Elbette bizimdir. Sadece bir renkten ibaretse beyaz, Niçin hep siyah mürekkeple yazdık biz bunu? Oyalım mı şimdi o gözleri? Kör gözleri değil, şaşı gözleri oyalım mı? Beni teskin etmeye çalışmaz dostlarım. O dostlar ki; Bilir ihanetin mülayim duruşunu. Haydi öyleyse Yunus'um, Atmayalım mı gayrı o yedekteki kurşunu? Çatmayalım mı çarpık dudaklara? Allah'ın belası olmayalım mı? Ha gayret yiğidim, Dinç tut içindeki o hârı Ki görmek istiyorsan baharı; Parmaklarında dinelsin bu kavga. Ve duyma onları Duyma masadan kalkanları. Hakkımızı haram mı edelim onlara? Bak tüfeğini gizlem...

SORU CEVAP

Hangi kapıdan çıkacaktı Gideceği yerin yolları nasıl dallanacaktı Sorup dururken dikti tilki kulaklarını Betondan yorganı üstünden atarken Tilki kulaklar ve arı gözler Ağacın rüzgarla dansı ve çocuk kahkahası Arının gözlerinde ve dalların ucunda alamadığı nefeslerin izi Buhranlar ve hüzünler ve vesveseler Harabe altından uzattığı eli tutmaya çalıştı nefesi Havada ondan bir iz aradı arı gözler ve dal uçları Bulduğunu sanar oldu bırakacağını düşünerek Tilki kulaklarda çapa sesleri Arı gözlerde gecenin buğulu perdesi Uğultudan boğulacağını düşündüğünde Düşünde düştüğünü düşlediğinde Tüm okların sırtına düştüğü son nefes gününde Soracaklar. Anda Göğsü genişledi. Kız ki gecenin perdesi ardından aldığı nefesi verdi O anda bir kurt uludu dağ başında, hayata tutunurcasına Gövdesi çürümeyeduran bir ağaç çiçek açtı, kırmızı Nereden geldiği meçhul irice bir arı çiçeğin üzerine kondu Çiçek mahzun ve arı mahzun Ve ağaç mahzun ki gülecek gövdesi çatlarcasına Ağlayacak kurt ...

Sekerat

"Ölüme Fransız kalışımıza dâir..." Kopuk kopuk irtibat, Kurcalanmış frekans. Çeşit çeşit dalgalar, Ve daha pek çok nüans. Şimdi  zaman ı değil, Olmaz olsun böyle şans. Bir hazırlığım da yok, Alo!... Alo!... Ambulans. Nerde eski günlerim! Hızlı müzik, hoppa dans. Nerden çıktı şimdi bu? Son demdeki konferans. Hayatın son perdesi, Ne farklı bir ambiyans. Sanki gökteyim de ben, Sağım solum türbülans. Gençliğim ah gençliğim, Açık senet, bol avans. Artık bu andan sonra, İşe yaramaz balans. Aslında ben masumum, Tek suçlu kahpe Bizans. Eskilerden memnunduk, Ne bu reform, rönesans. Pembe dizi kaçtaydı? Dolar, altın ve finans. Durun, durun gong çaldı, Borsa nasıl son seans? Güle  gül e  dost larım, Bedri, Boris ile Hans. Dünya seni boşadım, Zâten sahteydi alyans. Bu koku da ne böyle! Yok mu dolapta esans? Tamam! Şimdi sessizlik, Gerçekleşiyor trans. Boş durma haberini, Çabuk ulaştır ajans. Öldü, ben ölmem diyen, O zavallı ekselans. Ben bu yerde yıkanmam, Hani yerlerde fayans. Pardo...

Rûhum İstanbul

İstanbul... ezelden alnında yazı, İsminden bîhaber meçhûl Fâtih’in. İstanbul... gönülde bir kadîm sızı, Her sancı bir haber o yakın fethin. İstanbul... ne ülke ne de bir şehir, Bir mekân içinde bir mekânsızlık. Ne tepe, ne güneş... hiçbiri; zâhir, O, zaman içinde bir zamansızlık. İstanbul... akılla varılmaz ufuk, Dillerde haberi yalnız hikâye! Verâ verâ tüten bir tâze soluk, İstanbul ruh için zamansız gaye. İstanbul sonsuzun burcundan mektup, Harf harf her mânânın üstünde mânâ. Sırrımda... sırrınca anbean matlup, Parça parça bütün bütünde mânâ. Gayretin burcunda bir nurlu bayrak, İstanbul bin yıllık remzi hasretin. İstanbul duymanın ötesi; idrâk, Vahdette yokluğu onca kesretin. İstanbul müjdenin içinde müjde, Güneşi, beklenen bir kıyâmetin. Ay gülünce gelir yıldızlar vecde, Resmidir görünmez, bir alâmetin. İstanbul; şüphesiz, şüpheyi inkâr, Şüphesiz’e aşk ve îman İstanbul. İstanbul; emânet, şeref ve vakar, Çağlar ötesinden ferman İstanbul... Ahmed Latîf Mahfî

YOLUMUZ

Hakikati yaşayanları hakikatle anlatmak cüretidir.. Gönle aşktan sır örerler, O ahlakı tüm erenler, Hâce Ahmed Yesevî'ler, Efendimden almadı mı?  Onda gördü aşk yurdunu, Onda buldu hak maksûdu, Şems-i Tebrîz bu âdabı, Efendimden almadı mı?  İnsan eden insanlığı, Hak ehlinin yoldaşlığı, Pîr Mevlânâ gel demeyi, Efendimden almadı mı?  Sünnet üzre yollar gelip, Dinmesini yârda yanıp, Bayram Velî kurban edip, Efendimden almadı mı?  Hak bilene Hâfî kalmaz, Nebî yolu tağşiş olmaz, Pîr Yunus'a Tapduk deniz, Efendimden kalmadı mı? Gürkan Pur (Hâfi)

Ne İşe Yarar Şiir, Şair Kuvveti Onun Neresidir?

"Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti."  (İsmet Özel) Kelimelerin gücünden o kadar uzaklaştık ki, bugün bu soruları sorduğunuzda muhatabınız sizi ciddiye almaz, hatta alay eder. Melekleri Hz. Adem'e secde ettiren 'kelimeler'di oysa. Resul-i Ekrem'i (s.a.v) dehşetle yatağın içine hapseden de kelimelerdi. İnsana cennetin ve cehennemin kapılarını açan da kelimelerdi. Kelimeler ki; yuva yapar, yuva yıkar, öldürür ve öldürtür. Kelimelerin tesirinin bu kadar etkin oluşu şiirin kuvvetine delildir.  Kur’ân'da şiire dair ayetlerin olması da (Şuara 224-227) şiir konusunda insanların uyarılması da şiirin kuvvetine dair delildir. Hz. Muhammed'in; "Şiirin bir kısmı bil­geliktir, hikmettir.” (Buharî, Edeb, 90) sözü, şiirin tesiri hakkında malûmat veriyor, gücüne ve esrarına delil oluyor.  Resul-i Ekrem'e peygamberliği bildirilmeden birkaç sene evvel, Suk-i Ukaz panayırına gelen yaşlı Kuss b. Saide orada Kureyşlilere seslendirdiği şiirinde, ...