Kayıtlar

#MuharririnSonsuzYolculuğu etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Muharririn Sonsuz Yolculuğu, 13. Bab: Estetiği Güncelleştirmemek

  " Sanatın eski günlerinde, Yapıcılar, işliyorlardı büyük bir özenle, Tanrı'nın o her gün, her yerde Görünmeyen varlığını gözeterek." - Henry Wadsworth Longfellow 12. Yüzyıl İtalyan Hümanizması'na kadar estetiği gören gözlerin bakış açısı, tapınma duygusuyla dünyaya teşrif eden insanın aidiyet hissiyatıyla ihya oluyor ve elleriyle var olan insan; elleriyle ortaya koyduğu her türlü cismaniyetin nüvesine ilahi bir mana üflüyordu. Varlık bilincini mutlak teslimiyetin inanç buyruğuna mahsus kılan insan, adanmışlığın ve benlikötesinin keşfiyle, insanüstü hasletlere medar olmuş ve estetiğe dair her ne varsa bu mayayla yoğurmuştu. Bu yoğuruş, mevcut olanın cevherine bakmaktan, bakabilmekten başka ne olabilirdi? Batı dünyası 12. Yüzyıla kadar sapkın bir inanışa değil, hakîkî bir inanışa sahipti. Ne var ki onların sapkınlığı inanışı değil, inandıkları, inandırıldıkları yalanlardı. Yine de gayba inanmak, sonsuz bir kudretin var olduğuna iman etmek, Ademoğlu'nu beşer...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu, 12. Bab: Düşünüm Hedonizmi

Adudüddin el- Îcî, meşhur eseri Ahlak-ı Adudiyye ’de düşünmenin üç hali olduğunu öne sürerek şunları söylüyor; “Düşünmenin itidali hikmet, tefriti kalın kafalılık, ifratı ise cerbezedir.” Her şeyde mutedil davranmanın hikmet payesi olduğu herkesçe malum iken, düşüncenin ifrat boyutundaki tehdit ve tehlikelerin neye denk düştüğü ve nereye vardığı kıymetli bir meraktır.  Adudüddin, düşüncedeki tefriti izah ederken son derece veciz bir ifade kullanıyor ve bu hali “kalın kafalılık” olarak niteliyor. Bu vasatta kalan düşünüm tarzı için söyleyecek bir şeyimizin olmayışı, kalın kafalara karşı takındığımız samimi tutumumuzla ilintilidir. Bu yaklaşım bizleri, müfrit düşünce dediğimiz hale, yani düşüncedeki ifratın tehlikesini izaha sevk ediyor. Söz konusu eserin şarihi İsmail Müfid İstanbulî, cerbezenin şerhini şu şekilde yapıyor; “ Düşünme gücünün aşırılığından meydana gelen güç, cerbezedir. Cerbeze, fetha ile okunur. Bu kendisi sayesinde düşünüp taşınmadan, kolaylıkla hak olduğu iddias...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu, 11. Bab: Kayboluş Arzusu

  Kaybolmak ve Yitirmek   Mütefekkir, ait olmadan, aidiyet duymadan ve feragat dediğimiz çetin irade eylemini en doğru yörüngeye sabitlemeden kendi sabitelerini oluşturamayacak ve hezeyan bulvarında dönümsüz voltaların amansız divanesi olmaktan kurtulamayacak. Kısacası mütefekkir, hayatiyet bellediği kaidelerin varlığında tüm varlığını kaybetmeden, ‘ basübadelmevt ’ini yaşayamayacak.   Bizim ait olduğumuz şey, bize ait olan şeyler bahşedecek. Mutlak Olan'da sebat ettikçe biz, O bize sabiteler ikram edecek. Zannımız üzre Olan, bizim zanna yüklediğimiz niyet nispetinde bize lütufta bulunacak. Mütefekkir, kaybolmadan bulamayacak, bulduğunu yitirmeyecek. Hezeyan bulvarında volta atmak, karınca dansının, ölüm çemberinin bir diğer adı. Mütefekkir, volta atmaksızın yol alacak. Her keşif, bereketli heyecanları ganimet eden bir utku olarak buyuracak. Tefekkür sahibi en çok bu zaferden korkacak. Çünkü bulmak, "ben" demenin en kibirli desibelidir. Mütefekkir kaybolduğunda değil...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu X. Bab: Pratik Fasıla -III-

Deniyoruz. Denedikçe, denemiş olmanın verdiği teşebbüs cür'etiyle "dahil" olmuş oluyoruz.  Pratik fasılada, alttaki başlıklarla deneme yazma vazifesini "muharrir"e tevdi ediyoruz, Vesselam.  - Cim halkasında nokta - Sınavda boş kağıt vermekle sınava girmemek arasındaki fark - August Wilhelm Schlegel'in, "Eskileri, zamana meydan okuyarak çağları aşıp gelmiş olan eskileri okuyun büyük bir iştahla. Yenilerin söyledikleri pek bir anlam ifade etmiyor artık" sözü üzerine - Yazıda simya-kimya-imla - Estetik kaygı ve zevk-i selim arasındaki fark - Algının tasvirini algının kendisine yaklaştırmak - Dedem ve ben - Zihin turnikesi ve yürek turnikesi - Adını duyurma çabası ve sesini duyurma çabası arasındaki fark - "Bundan başka çıkar yolumuz yok" - Oğuzhan Âsım GÜNEŞ

Muharririn Sonsuz Yolculuğu: IX. Bab

  Ecel Önsezisi Sarf edilen her zerrenin (tefekkür eyleminin) hayata izdüşümünü moral varsayımlarının ötesine taşımak ve sezgiye ulaşmak.. En çok da ecel önsezisine ulaşmak. Yalnızlık esasını göğüslemiş mütefekkirin içsel denetimi buradan tebellür ediyor. Vehim ve sezgi. İkisi de ilhama dönük. Biri şuurun karıncalanma hali, diğeri ise şuurötesine çıkma durumu. İnsan vehme kapılabilir. Nitekim kapılmak, bir irade yitimidir. İnsan vehme kapılabilir ama sezgiye kapılmaz. Çünkü şuuru karıncalaştıran vehim, soldan gelen ilhamın terkisinde gelir. Şuurötesine çıkan sezgi ise sağdan gelen hakikat esintisinin getirdiğidir.  *** Ölüm hissi, taşıdıkça ağırlaşan, kasvet getiren ve icraat halinde ihtiyaç duyulan itkiyi pasif kılan tasallut gölgesi midir? “Ne de olsa öleceğiz” cümlesinin ihtiva ettiği iki mana; ilki boş verme hali, yani  uğraşmaya ve bir şeyler yapmaya lüzum duymama yitikliğinin dışavurumu. Mademki tefekkür namlularımız kahir ekseriyetiyle mücerret olana çıkıyor, öyley...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu, VIII. Bab

  Üç Hali Tek Bir Hale Genişletmek ya da İndirgemek: Depreşim Vartası Üç hali tek bir hale indirgemek mi yoksa genişletmek mi?  Felsefi metinlerinin buğulu sürüncemelerinin nihai varış noktası, insan zihnini erozyon çatlağı kıvamına getirme ihtirası oluyor. Tek bir kavram üzerinden başlatılan bu yolculuk, sığ akıl bağlamında sürdürüldüğünden, neye ve nereye bağlanması gerektiği noktasında çoğu kez aksıyor. Zira akıl, tek başınayken de yeterince karmaşık. Sığ aklın sığınaksız us faaliyeti, "başlangıç ve bitiş, buluş ve yitiriliş, yeniden başlangıç ve çürütüp tekrar keşfediş" olarak sürüyor. Çünkü yanlış bir parametre var ortada. "Hakikat" kavramının "doğruluk, güzellik ve etik" kavramlarıyla üleştirilmesi, bu kavramların da hakikat minvalinde tartışılması, anlamı güçleştiren metinler doğuruyor. "Ne için düşünüyorum? sorusu, bir cevap beklentisi doğuruyor. "Varlık bilincine erişmek ve varlık sırrından haberdar olmak" yanıtı, kamu tarafından...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu, VII. Bab: Dilde Diriliş -2-

 Dilde Diriliş: Yitirilmişin Kazanım İhtimali ve Müjdelenmek Mânâ, estetik ve feyz. "Ne için yazıyorum?" sorusunu doğru konuşlandırmış muharririn yerden yüksekliğidir bu imge. Muharrir yazacak. Yazdıkça bir üslûbun çemberinde olduğunu görecek. Bilinçsiz bir katılımdır bu. Kalem en çok hangi yazardan beslenmiş ve etkilenmişse, o yazarın üslûbuna meyledecek. Kalemin şehveti vardır çünkü. Ve kalemin şehveti, hayranlık duyduğu üslûba dönüktür. "Üslûp, zihnin fizyonomisidir" der Arthur Schopenhauer. Konuşma üslûbumuz tamamıyla bu tez lehindedir. Öyle ki en yaygın konuşma bozukluğu olan takifeminin, yani hızlı konuşma probleminin temel kaynaklarından biri de 'zihnin hızlı faaliyet göstermesi'dir. Estetik burada devreye giriyor. Konuşmada verilen "es" konuşma üslubunun estetiğidir. Vurgu, jest ve mimik bu estetiğe tâbidir. Yazı dili ve konuşma dili farklıdır ve fakat büsbütün birbirinden bağımsız değildir. Öyle ki yazı dili ve konuşma dili arasındaki dev...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu, VI. Bab: Dilde Diriliş -1-

 Dilde Diriliş: Yitirilmişin Yansışım Temayüzü   Yazar mı olmak istiyoruz yoksa muharrir mi? Aydın olmak mıdır muradımız yoksa münevver olmak mı? Olmak istediğimizde filozof mu olacağız yoksa mütefekkir mi? Evvela bu kavramlar oturacak yerine. Neyin yanında durduğumuz, neyi karşımıza aldığımızı belirleyecek. Adı konacak evvela, tanımı yapılacak. Subay olmayı istemek; "İster İngiliz ordusu olsun isterse Alman, fark etmez. Yeter ki subay olayım!" demek midir? O halde ait olduğumuz şeylerin himayesinde, aidiyeti bilerek, tanıyarak ve tanımlayarak, bize ait olacak künyeler seçecek ve hak edeceğiz. Nitekim mürekkep kalemden çıktı bir kere. Yazacağız. Neyi kaybettiğimizi hatırlayacağız. Mazi, filozofluk taslayan aydın yazarların hezimetleriyle doluyken, yanlışın ifşası muharririn boyun borcu olmuştur artık.                                                   ...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu, V. Bab: Pratik Fasıla

  Arz Edince  Bazen yalın kalmış bir yürek, bir yalnızlık terennümü ister. Çünkü tekellüme takati kalmamıştır onun. Yalnızlığa öcüye yaraşır gözlerle bakanlar için pek abes gelebilir; yalnızlık kelimesine "terennüm" ibaresini kondurmak. Nitekim güzel şeylerin güzel sözlerle anlatılabileceği vehminde karar kılmıştır onlar. Ne vahim bir vehimdir o! Boğan ve boğazlayan, boğaza dizilen, dizgi dizgi bir tirendizlikle mütemadiyen kahreden haller vardır ya hani, biz o halleri terennümle helallemek isteriz. Mısralarla kametler, kafiyelerle ikame eder, bir cenazeyi ilân eden o selaları dahi hüzzam makamında neşide paydaş ederiz. Öyle acibe mucip bir şeyiz. Arzlıyız nihayet, toprakla müşterek tedavüllere talebe kılınmış gibiyiz. Yalın kalmış bir yürek, bir yalnızlık terennümü ister. Bu terennümü taklit ile tekellüm etmek ister. İşitmek yahut okumak ister. İşte öylesi hallerde, kalemi öpülecek şairler ararız. Çünkü şairlerdir ısmarlamadaki mahir ve gönlü ganî haliller. "Ah.....

Muharririn Sonsuz Yolculuğu, IV. Bab

Kalemi Yinelememek İçin Kalemi Yenilemek    Kalem, tıpkı insan kalbi gibi her türlü tesir ve ilhama açık. Her ne kadar etkenlik potasında olsa da hemen hemen her etken gibi edilgendir bir yanıyla. Kalemi daima hedefte tutan iki namlu vardır ki; onlardan ilki zihin açıklığı, ikincisi kalp uyanıklığıdır. Zihinde ve kalpte cereyan eden her şey, dolaylı yahut direkt olarak kaleme isabet eder. Müspet veya menfi... Kalem isabet aldığı yerden ya mürekkep akıtacak ya da sinir kaybı yaşayarak mağarasına iltica edecek. Bu gibi hadiselerden en utanç verici olanı şüphesiz suskunluk sarmalı 'dır. Zihinde yoğrulmuş fikirlerin herhangi bir masada yalnız kalışı ve hatibin kendi fikrine bir türlü taraftar bulamayışı; suskunluk sarmalını doğurur. Kalem bir müddet sonra yalnızlığını sorgular. Kelamda tezahür eden bu ahtapot rezili sarmal, kaleme bulaşır nihayet. Bizler " inziva " sanırız o hali. Halbuki korkak ve adi bir kaçıştan başka bir şey değildir. Bu raddeye gelen muharrir, tırnakları...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu III. Bab

Kelimelerin ve Anlam İlkelerinin Koşullandırılması ve Konuşlandırılması  Nesnel yörüngenin seçilmişlik ilânı, kalem sahibinin kemal noktası değil, bilakis tekamülün başlangıç noktasıdır.                                                                    ***   Birkaç telifin ardından tumturaklı ve mutantan şeyler yazmış olmakla coşku bulan ve heyecana kapılan her muharrir, lafızların ardını boş bırakmaya mütemayildir. Ve yine muharrir, bazen kalemin kendi bağımsızlığını ilân ettiğini, kelimelerin birbiri ardına sıralanıp, hiçbir dahle mahal bırakmadan bir ritim yakaladığını, mülayim akıntılı bir nehre düşen asude yaprak misali akıp gittiğini görecek. Bu eşiğe gelen kalem sahibi, Harut ve Marut ile tanışacak ve en çetin imtihanını burada verecek. Büyülü ama içi boş kelime cümbüşünde harf rakkaslığına mı tevessül...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu, II. Bab

   Nesnel Yörüngenin Seçilmişlik İlânı ya da Yörüngeye Dahil Olma   Kalem neyi yazacak? Hangi yörüngede, hangi yazın türünde ihtisasını tamamlayacak? Hangi okuyucuya, hangi kanaldan hitap edecek ve hangi yöne işaret edip; "işte bakınız, boyut üstü boyut var!" diyecek? Bunca parametreyi hesap etmemek, kalemtıraşı ciddiye almamak demektir.  ***   Esin, ilham ve muhayyile kavramları, yazar zümresinin öncül gerekliliklerindendir. Bu üç yetinin tek bir kalemde görülme olasılığı ziyadesiyle düşük olmakla beraber, kimi zaman tek bir kalemde mürekkep olduğu da vakidir. Gerek fıtrat dediğimiz yaradılış mizacının etkisi gerekse kalem sahibinin uğraş ve mesaisi, zikredilen üç kavramı tek zeminde ve zihinde birleştirebiliyor.  Yazar adaylarının ilk teşebbüsü, yani tercih edilen ilk nesnel yörünge, rampa otoritesidir. İvme gereksiniminin esin mi, ilham mı yoksa muhayyile mi olduğu burada belirlenir. Kısaca yazarın öncül gerekliliğini teçhiz eden şey, yazın türlerindeki ...

Muharririn Sonsuz Yolculuğu, I. Bab

Dünden Bugüne Seçilmiş Nesnel Yörüngenin İmlâya Yansısı veya İmlâyı İhata Edişi Birkaç ay önce başladığımız ve fakat bir müddet ara verdiğimiz "Muharririn Sonsuz Yolculuğu" yazılarımıza artık burada devam ediyor ve sürekliliği muhafaza etmek adına aynı kronolojiyi buraya tatbik ederek en baştan başlıyoruz. ***   Seçilmiş nesnel yörüngenin geniş bir skalada eşsesli ve asortik birçok organizasyonu bulunmaktadır. Fakat ilk çağrışım olarak yazı dilindeki etkisini, yazı unsurları bağlamında irdelemeye çalışacak ve gerekliliğini teftişe tâbi tutacağız.    Nesnel yörünge kavramını ablukaya alan "seçilmiş" ibaresi, muhatap olduğumuz kavramın insan tekiyle veya kamuoyu eliyle ikame edildiğine işaret eder. Sözgelimi; gece ve gündüzün deveran edişi, güneşin doğudan doğup, batıdan batıyor oluşu nesnel bir yörüngedir. "Seçilmiş" ibaresi ise büsbütün irade eylemidir. "Güneşin batıdan doğmasını tercih ediyorum" cümlesindeki sâkıt mana, irade hududunun tasavvur ...