Kayıtlar

#Fikir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Eve Dönüş Yolumuz: Tarih Tasavvurumuz

  İnsan karar verendir. Karar, belirli bir istikrar arayışının peşi sıra, tereddütlerin aşılması sonucu meydana gelir. Karar vermenin öncesinde elde bulunan bilgiler idrak vasıtasıyla yorumlanır, yorumun peşi sıra ise hüküm meydana gelir. Modern zamanlar insan fertlerinin kendi karar “mekanizma”larını cihazlara teslim ettiği zamanlardır biraz da. Geleneksel değer ve anlayışlarla mücehhez kadim insanın kararları aşağı yukarı bu geleneksel filtrelerden geçerek vukuu bulurken modern insan için ne olduğu meçhul bir halîta (karışım) söz konusudur. Daha çok “küreselizm”in filtrelerinin hakimiyetinin söz konusu olduğu bir vasatta verilen kararların mensubiyeti geleneğe değil modern dünyayadır. İçinde bulunduğumuz hâl tarihle bağımızın koparıldığı, tarihimizi unuttuğumuz bir halden başka bir şey değildir. Bu kopukluk bir anda vukuu bulmadığı gibi azami bir baskının, şiddetin sonucu da değildir. Seyl-i hurûşanın, bu coşan ve önüne kattığı şeyi kendine katan selin sürüklediği, bir süre sonra...

Batı'nın Tarih Tasavvuru: İlerlemeci Anlayışın Tezahürleri

   Hayatın seyri kesin hükümlere ve kalıp yargılara indirgenemeyecek kadar göze alınamaz, bilinemezdir. Mutlak hüküm sahibi, âlim olan Allah’tır ve insanoğlu teknolojik olarak ne kadar “ilerler” ise ilerlesin yine de O’nun izin verdiği ölçüde “bilebilir”. Bilginin Thomas Hobbes’tan beri güç olarak telakki edildiği mâlumdur. İçerisinde bulunduğumuz dünyada da bilgi güç merkezli olarak alınıp satılır hâle evrilmiştir. Antik çağdan modern dönemin ilk zamanlarına kadar Batı tasavvurunun ilham kaynağı olan “Bilgi güçtür” anlayışı, Batılı filozof ve bilim adamlarının değişik kavram ve metod paradigmaları vasıtasıyla otorite haline gelmiştir. Bu otorite, dünyanın varlığını, düzenini ve hareketini tam manasıyla anlamanın “doğru ve uygun hareketi” garanti edeceği ve ayrıca “insanlığın nihai iyiliğini ve saadetini” oluşturacağı inancına dayanır. Ne var ki bir şeyi baştan “güç” ve “iştiha” bağlamında okumaya, değerlendirmeye kalkışmak o şeyle elde edilecek güzelliklerin baştan baltalanma...

Dönüşen Dünyayı Anlamak: Modern Batı Düşüncesinin İzini Sürmek -4-

  Modern düşünceyi anlamlandırma uğraşında uğramamız gereken mevzilerden birisi de “Aydınlanma Felsefe”sinin kabaca ne olduğu meselesidir. Michael Foucalt modern felsefe nedir sorusuna “Modern felsefe iki yüzyıl önce arsızca ortaya atılan ‘Aydınlanma nedir?’ sorusunu yanıtlamaya kalkışan felsefedir.” şeklinde cevap vermiştir. Bir takım filozoflar Kilise’nin tahakkümünün bir sonucu olan ‘karanlığa’ karşı bir ‘aydınlanma’ peşine düşmüşler; varlığı anlamlandırırken de bu tahakkümün tam karşı ucunda yer alarak bu felsefeyi vaz etmişlerdir.   Aydınlanma her ne kadar bütün bir yüzyıla adını vermiş olsa da kavramsal olarak ancak, “insanların refahı ve aydınlanmasına” katkı sağlamak amacıyla kurulmuş bir dernek olan Mittwochsgesellschaft’ın yayım organı “Berlinische Monattsshcriftt” isimli bir dergide, [i] 1783 yılında Johann Friedrich Zöllner’in yayınladığı bir yazının dipnotunda sormuş olduğu “Aydınlanma nedir?” sorusu ve bu soruya verilen cevaplar ile kullanılmaya başlanmıştır. ...

Dönüşen Dünyayı Anlamak: Modern Batı Düşüncesinin İzini Sürmek -2-

    Ehl-i hak der ki; eşyânın hakikatleri sabittir. Onları bilmek vâkidir. Bu ibarenin devamında kelam kitaplarımızda bunun üç yolla olduğu vurgulanır: Havas-ı selîme, sadık haber, akıl. En baştan bu tasrihatı yapmak tarihsel süreç içerisinde sofistlere bir reddiye olarak vâki olduğu gibi kelâm ilminin usullerinde dayandığı muhkem mevzileri de gösterir . Ne yalnız hissiyat ne haber ne de akıl merkezileştiriliyor; hissiyat nakil ve akılla dengeleniyor / anlamlandırılıyor İslâm tefekküründe. Hissiyat olmadan ne naklin ne de aklın bir faalliği söz konusu olmayacağı gibi hissiyatın kendisiyle doğruları temellendireceği nakil ve bu naklin anlaşılmasında olmazsa olmaz akıl olmadan da insan olmanın keyfiyeti doğru yere mevzilendirilemez. Batı düşüncesinin ızdırabının yattığı yer tarihinin çeşitli dönemlerinde bu üç yolu farklı yollarla tahrif ederek merkezileştirmesi ve mutlaklaştırmasındadır. Kilise’nin tam tahakküm kurduğu skolastik çağda aklın ötelenmesi ve bâtıl bir takım şeyler...

“İnsan" Olamayışın Istırabı -1-

   İnsanoğlunun mevzulara bakışını ortaya çıkaran şey kavramlarla olan irtibatıdır. Kavramların kullanılışı ve tevcih edildiği yerlere göre mevzular anlamlanır. Dil hem bir zarf hem de mazruftur. Dille beraber insan kendisine bahşedilmiş sonsuzluğa mütemayil melekelerini “dile getirir.” Dile getirirken de vasıta olarak kullandığı şeyler kendisine bir sınır biçer. Witgensteinn boşuna “dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır” dememiş. Müslüman için dilinin sınırları yalnızca dünyasının değil hayatının, varoluşunun sınırlarıdır. Diliyle (kalbinin ardından) dinini ikame eder. Bu ikamenin peşi sıra mevzulara yaklaşırken onu doğru karar almaya muvaffak kılacak sabitelerini bir bir inşa eder. Durduğu yer belli olduğu gibi gideceği yer de belli olur artık. Modern dünyada imajlarla bezenmiş şeylerin değişmesiyle değişen yüzler, kaybolan ruhların aksine kaimiyyeti anlam bulur. İnsan olmanın kemâline yönelik imkânı onu ayakta tutar. Mücadele etmenin anlamı burada yatar.    ...