Kayıtlar

#ErhanBurtul etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yazdım mı Yazdırıldı mı Yahut Hiçbiri ve Hepsi

Yazar:  Mehmed Kırkıncı Kitap:  Kader Nedir? Sayfa Sayısı:  159 Yayınevi:   Zafer Yayınları *** Nur pınarından süzülmüş bir nur damlası. İman esasları arasında –tabiri caizse- giriftli haliyle duran yıkılmaz kale “kader” Mehmed Kırkıncı Hoca tarafından hemen hemen her yönüyle insanın içini ferahlatıcı ve aklını aydınlatıcı bir şekilde açıklanmış. Kader mefhumu, günümüzde, bir kısım tarafından “ölçü” olarak belirlenmeye çalışılıyor. Bu işlem, daha doğrusu tanım, özellikle mealci tayfalarca epey rağbet görüyor. Mealci tayfa? Hani şu “bize apaçık olan Kur’an yeter” deyip Kur’an’ın anlaşılması için belki yüzlerce kitap –hatta tefsir, evet şaka değil- yazan zihniyeti diyorum. Kur'an'ın anlaşılması için değil niyetleri aslında. Asıl niyet, kendi fikirlerini anlatmak. O fikirleri Kur'an diye insanlara sunmak ve hatta empoze etmek. Ve fakat modernize olmuş akıllarla Kur’anı anlamaya çalışanlar daima bertaraf olmuştur. Zira bu anlama gayreti Kur’an merkezli değil, beşeri ze...

Görmediğimiz

Yazar:  Joe Sacco Kitap:  Filistin Sayfa Sayısı:  296 Yayınevi:   İthaki Yayınları *** Malta doğumlu Amerikalı yazar-çizer Sacco’nun 1991-1992 yılları arasında işgal altındaki topraklardaki izlenimlerini konu edinen Filistin, 1993’te önce dokuz sayıdan oluşan bir çizgi-dizi olarak yayımlanıyor. Daha sonra ise bu kitapta bir araya getirilerek yeniden basılıyor. Yeni bir şey değil Filistin meselesi; siz bakmayın basın yayın organlarının şiddetin arttığı -hiç bir zaman az olmadı- demlerde olayı tazeymiş gibi sunmalarına. Gerçi bu sadece Filistin ile sınırlı bir konu da değil. Mesela bugün Doğu Türkistan’da iç huzuru bulmada usta(?) olan barış adamları Budistler tarafından binlerce insan katlediliyor, Afganistan’da sırf Müslüman diye nice insanlar öldürülüyor, Suriye’de makineli silahlarla taranıyor, Mısır’da idam ediliyor, Arakan’da aile efradı önünde kesiliyor… Alıştık ama, değil mi? Maalesef. Üzgünüm. Her vicdan sahibi insan mazlumun yanında durur. Sacco'da Filist...

Bulanlar Arayanlardır

Yazar:  Rafet Elçi Kitap:  Ahrar Sayfa Sayısı:  640 Yayınevi:   Litera Yayıncılık ***  “ ‘Allah’ı neden göremiyoruz?’ diye sordu. Dedesi ‘Her yerde de ondan” dedi. ‘Her yerdeyse neden görmüyorum?’ diye sordu. Dedesi ‘Her yerde olan hiçbir yerdedir’ dedi. “ Âdemoğlu dünyaya düştü düşeli bir avuç kadar çehrede çeşit çeşit insan geldi geçti bu diyardan. Çehreleri olduğu kadar duyguları, düşünceleri, eylemleri de birbirinden farklı oldu. Halbuki hepsi aynı yerden gelmişti. Kimisi bilmiyordu belki ama hepsi aynı yere de gidiyorlardı. Aynı yerden gelip aynı yere giden bu insanları birbirinden ayıran neydi peki? Bunca farklılık varken ayrım tek bir şey olabilir mi? Olamaz. Yine de tüm o ayrımlar aynı yerden gelen insan nevinden toplanırsa sonuç olarak ortaya şu kelime çıkacaktır; arayış. İnsan aradığıdır derler ve insan sayısı kadar aranılan şey var denilebilir. Fakat arayış tek başına birleşimdir, ortak kümedir, tüm o farklılıkların odak noktasıdır. Tabiri caizse ço...

Bir Kelime Uğruna Katedilecek Mesafe

Yazar:  Dücane Cündioğlu Kitap:  Sinema ve Felsefe Sayfa Sayısı:  224 Yayınevi:   Kapı Yayınları *** Öyle ya, kişi başladığı noktaya dönemedikten sonra niçin yola çıksın ki? Daire'ye Dair, Dücane Cündioğlu *** Sene 2009. Tvnet ekranlarında Gündem Özel adlı programda konu Aşk Pazarı. Dönemin popüler romanlarını konu edinecek olan programda sayın konuk uzunca bir girizgah yapıyor. İnsan eylemlerinin haz, fayda, iyi olmak üzere üç amacı olduğunu belirtiyor öncelikle. Sonrasında örneklerle bunların tanımını yapıyor. Söz gelimi; eroin satmak faydalı, içmek haz verici fakat iyi değil. Daha sonra iyi'den vazgeçilip geçilemeyeceğini, ihlas'ın ne demek olduğunu, istem'in eylem'den önce geldiğini, bizatihi kendinden ötürü istenen bir şeyin olup olamayacağını ve dahasını anlatıyor, irdeliyor. Dakikalar ilerliyor ve nihayet konu rayına oturuyor. Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ı, Elif Şafak'ın Aşk'ı ve Saide Kuds'in Kimya Hatun'u o yıllarda birbiri a...

Hakîkî Bir Yolculuk

Yazar:  Enver Gülşen Kitap: Sinemanın Hakikati Sayfa Sayısı: 380 Yayınevi:   Külliyat Yayınları *** “Dinle neyden” diyen Mevlana hazretleri öze dönüşün çığlığını neyin kamışa duyduğu hasretten anlatır bizlere. Neyin yakıcı sesi onun duasıdır, âh’ıdır. Eşref-i mahluk olan insan da elbet bir arayış içerisindedir. Şah damarından yakın olan ve her daim özlem duyduğu o yüce hissin peşinde koşar durur. Kal-u Bela. Her yerde (deniz, sema, toprak…) , her kişide (anne-baba, yazar, filozof, şeyh…) , her demde (uyku, sohbet, seyahat…) , her nabızda (hüzün, şefkat, hiddet…) o yüce hissin peşi sıra takılır gider. Bilir yahut bilmez ama farkında olmasa dahi elbet bir yol üstünde ilerler. Ne mutlu ki bu yolu bilen ve bu ulviliği arayanlara! İşte Enver Gülşen bu arayışı genelde sanat hususi olarak sinema üzerinden yapan bir büyüğümüz. Sırat-ı müstakim üzerinde daimi kalma çabası içerisindeki bir hakikatsever. Sanat, insana istediğini değil, ihtiyaç duyduğu verir, diye başlıyor kitab...

Fitnenin Kilidi

Yazar: Dr. Ebubekir Sifil Kitap : Hz . Ömer ve Nebevî Sünnet, Sayfa Sayısı: 312 Yayınevi:  Rıhle Kitap Hz. Ebubekir’in hilafeti oldukça kısa sürüyor; 2 yıl 3 ay 20 gün. Bu Hulefa-i Raşidin arasındaki en kısa süre. Peygamber Efendimizin (sav) vefatının hemen akabinde olması bir yana, bu kısa süre içerisinde pek çok ciddi mevzu vuku buluyor. Sonrasında halife olan Hz. Ömer ise 10 yıl 6 ay 4 gün gibi uzun bir süre hilafet makamında bulunuyor. Bu dönemde göze ilk çarpan konu ise ülke sınırlarının fetihlerle son derece süratli bir şekilde genişlemesidir. Mısır, Suriye, Filistin, Irak, İran ve kısmen Horosan İslam topraklarına dâhil oluyor. Bu genişleme öylesine hızlı ve büyük çaplı oluyor ki, Hz. Ömer 2 Kasım 644 (26 Zilhicce 23) tarihinde vefat ettiğinden ülke toprakları yaklaşık 6 milyon metrekare genişliğe sahip bulunuyor. Toprak genişlemesi bir yana esasında onun bu zamanda gerçekleştirdiği kararlar İslam devlet geleneğinin oluşmasında son derece etkili oluyor. Hicri takvimin k...

MUTLU HATIRA

Mutlu olmaktan delicesine korkuyordu. Aklını yitirmemişti. Sadece kaybetme korkusu vardı; aklını değil, mutluluğu. Korkusunun kaynağı basitti; ne zaman eline bir şey geçse ondan kopması çok uzun sürmüyordu. Kara büyü mü vardı üzerinde, nazara mı geliyordu, kaderin garip cilvesi miydi, derviş olacaktı da haberi mi yoktu, belki de sadece beceriksizlik vardı üzerinde. Kısacası bunun sebebi bir de olabilirdi beş de. Üzülüyordu çünkü bilmiyordu. Sebebini öğrenince üzüntüsü geçer diye bir ümit taşıyordu bağrında. Halbuki öğrendiği sebebi ortadan kaldırmadıkça mutluluk hissini kaybetmeye devam edebilirdi. Buna ayrı üzülüyordu çünkü bu sefer biliyordu. - Neden burada olduğumuzu biliyorum Mine Hanım. Beni konuşmaya davet etmekle pek kimsenin yapmayacağı işi yaptınız, teşekkür ederim. Kendimi biraz mahcup hissediyorum ama şunu diyebilirim ki mutlu ettiniz beni. Bir defa hayır demişti Mesut’a. Birdi ve sondu. Onun bu taraklarda bezi yoktu. Bu zamana kadar reddettiği diğer birkaç tekliften de f...

Çatlak

Kahverengi gözleriyle tavandaki incecik çatlağın izine dalgın dalgın bakıyordu. Uyanmıştı. Nemden mi yoksa rutubetten mi oluştuğunu bilmediği çatlak eve taşındıklarında da vardı. Tadilat sırasında boya badana yapılırken kapanmış fakat çok geçmeden kendini yine belli etmişti bu ince hat. Onun inatçılığını, yoksa hayata tutunuşunu mu demeli, her sabah izlemek onun için bir alışkanlık haline gelmişti. Sıkılmadan yapardı bu iz sürme ameliyesini. Hatta keyif aldığı bile söylenebilirdi. Öyle ki bazı sabahlar, sanki çatlak şekil değiştiriyormuş gibi gelirdi kendisine ve ciddi bir heyecan içerisinde gözlerini dikerdi onun üzerine. Bu değişimin, yatak başlığının dayandığı duvarın tavanla birleştiği hattın ortasına doğru doğan ve öncelikle beş santim kadar düz bir çizgi çizip sonrasındaysa kendini sokmuş yılan gibi kıvır kıvır ilerleyen bu inatçı çatlağın kendisinden olacağı yoktu elbette. Bunu bilirdi. Onu heyecanlandıran, bu değişimi, başkalaşımı kahve bakışlarıyla yapabilme ihtimaliydi. İşt...

SORU CEVAP

Hangi kapıdan çıkacaktı Gideceği yerin yolları nasıl dallanacaktı Sorup dururken dikti tilki kulaklarını Betondan yorganı üstünden atarken Tilki kulaklar ve arı gözler Ağacın rüzgarla dansı ve çocuk kahkahası Arının gözlerinde ve dalların ucunda alamadığı nefeslerin izi Buhranlar ve hüzünler ve vesveseler Harabe altından uzattığı eli tutmaya çalıştı nefesi Havada ondan bir iz aradı arı gözler ve dal uçları Bulduğunu sanar oldu bırakacağını düşünerek Tilki kulaklarda çapa sesleri Arı gözlerde gecenin buğulu perdesi Uğultudan boğulacağını düşündüğünde Düşünde düştüğünü düşlediğinde Tüm okların sırtına düştüğü son nefes gününde Soracaklar. Anda Göğsü genişledi. Kız ki gecenin perdesi ardından aldığı nefesi verdi O anda bir kurt uludu dağ başında, hayata tutunurcasına Gövdesi çürümeyeduran bir ağaç çiçek açtı, kırmızı Nereden geldiği meçhul irice bir arı çiçeğin üzerine kondu Çiçek mahzun ve arı mahzun Ve ağaç mahzun ki gülecek gövdesi çatlarcasına Ağlayacak kurt ...

Kurşun Beyaz

  Unutmamak için çırpınıyordum, aklıma gelmeyeceğini adım gibi bildiğim halde. Çekmeceleri bir hışımla açıp, birbirine girmiş sayfalar arasında, üzerine leke düşmemiş bir beyazlık arıyordum. Düşüncelerim kaleme aksederken, kurşun, o beyazlığı kirletmek için tir tir titriyor, belki de siyahlıktan kurtulurum diye düşünüp bir çakal edasıyla sürünüyordu sayfanın tenine. Aklıma gelmeyeceğini bildiğim şey ise beynime tokmak vurmaya devam ediyor, kalbimi hızlandırıyordu. Salondan gelen ve bir canlıya benzemek için çok tiz, bir ölüye ait olmak için çok yoğun olan bir ses başımın ağırlığını masadan çekmeme sebep oldu. Biraz önce çekmecelerin birinde bulduğum o kalemse işini halletmiş bir katil gibi kitapların yanında keyifle uzanıyordu. Neden sonra üzerinde tere benzer ıslaklıklar gözüme çarptı. Elimi alnıma götürmek için fazlasıyla yorgun olan ben, onun ölü oluşunu unutup beyazlığı delen cüretinin neme yapıştığını düşünmeyi yeğledim. O anda kapı açıldı sanki ve içeriye, salondaki o acayip ...