Kayıtlar

#Hâfî #GürkanPur #Şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kanat Diyalektiği

Salınarak çıkıyorum şimdi o mağaradan, Çağırınca kendimi kazdığım kuyudan, Uzak yerleri görür gibi yakından, Sırtımı verdiğimsin, ruhumu salan, Neden mağara dendiği belli, Neden uzun sürdü zaman, Neye uzanırsak belli, Kaşık karmakarışık, Pilav yaman. Ama, Ey kırk yama, Yalnız kalan sen misin, Yoksa sen de ben misin, Kendi gölgesinden bile gizli, Sarmaşık kafa muhtelif isimli, İzni yok gibi artık her şeyi ağlamaya. Sana bunlar değil, kırık zincir sesi gerek, Davran diye söylenir, kıvranmak ne demek, Neden çıktı efendim o yüksekçe mağaraya? Hâfî

Kanat Sesi

  Kanat Sesi Bilmez miyim neyden dolduğunu, Namluya meylettiğim şeyin, Deminki örgün karmaşa, O ise sağlam dengelerin. Îmâsı için ve ertelemek bilmemeyi, Uzun düşünmek ve düşmek deyi, Belki de belki, Amma da belki, Çatlak bardağı emziren sürahi, Bardağı çatlak emziren sürahi, Mâî. Kendini ifşa mahareti, Daha doğrudan cevaplar belki: İstemem sayılı şeylerden olmanı, Sayısız nimet içinde buldum seni. Ancak böyle anlaşılabilirmiş gibi, Hatta anlaşılabilirmiş gibi, Anlaşılabilir mi, Elbette, susarken büyük şeyler olur, Susamayan bilir mi? Ölüme ulaşırken her gün, Hangi uykuda sıkışıp kaldık, Gözyaşında kem küm vardı, Tıkandık. Sesi kadar öten karga, Güzel sesli bülbül, Bahçede gizli kadırga, Bahçe gül, giz gül, yolcu gül. Gülüm senin işin yolunda, Sen ağla biz seni sürünelim, Yeşermenin en sivri yoluyla, Delinmiş gölgemiz, Gövdedeyim. Satrançta vezir mecbur durur, Dönüşemez savaşın noktasında, İnsan kendini arar ki mâlum, Piyondur belki tahta sonunda...