Kayıtlar

#Düşünce etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Evini Yitiren İnsan

  İnsanı ayakta tutan şeylerden biri de evine döneceğine dair kendisinde meknuz tasavvurudur. Eve dönüş yolu insanın gönül itminanının yegane mercisidir. Öyle ki insan dönüş yolunu anlamlı kılmak şöyle dursun onu lirik bir seyahate dahi dönüştürür. Ev varsa yolculuk anlam kazanır. Çünkü yolculuklar evden başka bir yere yapılır. Evin olmadığı yerde yolculuk biteviye bir azap olur. Evden kasıt bir taş yığını değil, gönül sükunetinin muhafaza edildiği ve insanın kendi olarak kıymet kazandığı yurdudur. Bir toprak parçasının vatanlaşması ona insanın eviymişcesine bir rikkat ve dikkatle yaklaşmasıyla ve hatta onun için kanını dökmesi, mücadelesiyle mümkündür. Vatan fikrinin teşekkül ettiği yerde mikro ev de teşekkül etmiştir. Çünkü makro ölçekte kaybolduğunu, vatanının yitirdiğini hisseden bir insanın mikro ölçekte başını sokacağı yerin bir saray olması dahi ona ev fikrini ver(e)mez.  Modern insan ise evini kaybetmiş insandır. Evsizliği onu sürekli olarak rahatsızlıkların kıyısına i...

Çocukluğun Yeniden Keşfi

 Bu yazı ilk olarak Dilhane Dergisinin Nisan sayısında yayımlanmıştır. Dergiye şu linkten ulaşabilirsiniz:  Dilhâne | Aylık Dijital Dergi | Dijital Kütüphane (dilhane.net)                                                                                 “Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi”   Sezai Karakoç çocuk olmanın ufkunu çizen ve kendi çocukluğunu resmettiği “Çocukluğumuz” isimli şiirini böyle bitirir. Çocukluğun güzün dökülen yapraklar olarak resmedildiği bu şiirin ilk yazılışının 1960 yılına tekabül etmesi fazlasıyla düşündürücüdür. Bundan altmış iki yıl evvel şair tarafından güzün dö...

Eve Dönüş Yolumuz: Tarih Tasavvurumuz

  İnsan karar verendir. Karar, belirli bir istikrar arayışının peşi sıra, tereddütlerin aşılması sonucu meydana gelir. Karar vermenin öncesinde elde bulunan bilgiler idrak vasıtasıyla yorumlanır, yorumun peşi sıra ise hüküm meydana gelir. Modern zamanlar insan fertlerinin kendi karar “mekanizma”larını cihazlara teslim ettiği zamanlardır biraz da. Geleneksel değer ve anlayışlarla mücehhez kadim insanın kararları aşağı yukarı bu geleneksel filtrelerden geçerek vukuu bulurken modern insan için ne olduğu meçhul bir halîta (karışım) söz konusudur. Daha çok “küreselizm”in filtrelerinin hakimiyetinin söz konusu olduğu bir vasatta verilen kararların mensubiyeti geleneğe değil modern dünyayadır. İçinde bulunduğumuz hâl tarihle bağımızın koparıldığı, tarihimizi unuttuğumuz bir halden başka bir şey değildir. Bu kopukluk bir anda vukuu bulmadığı gibi azami bir baskının, şiddetin sonucu da değildir. Seyl-i hurûşanın, bu coşan ve önüne kattığı şeyi kendine katan selin sürüklediği, bir süre sonra...

Parçalanmış İdrak

  Eşya ve hâdiseye bakan gözün küllîliği onun hükümlerinin sıhhatini temin eder. Bakışta kendini fâş eden sâbitelerin verdiği cevaplar, dayandıkları mesnedlere göre anlam kazanırlar. Her sâbite bir isbat demektir. İsbat için ise eşyanın ya varlığı yahut yokluğunun sübutu vâki olmalıdır. İspat olmadan tefekkür de olmaz, çare de. İsbatın yokluğu kargaşanın hükümfermâ olmasının yolunu açar. Anarşinin olduğu yerde kelimeler de, kelimelerden tüten mânâlar da boşluğa düşer. Boşluğa düşen şey ise câri olarak temin edeceği faydadan mahrum bırakır insanı.   Modern insan boşluğa düşmüş hakikatlerin yoksunu insandır bir bakıma. Küllî hükümlerin yokluğu anarşinin ikamesini sağlamış, anarşiden ise tefekkür değil tefessüh (çürüyüp dökülme) ortaya çıkmıştır. Tefessühün meşrulaştırılması ise bir yanıyla bu feshe, insanın feshedilişine karşı üretilen cevaplarla sağlanmıştır. Modernliği postmodernliğin bitirdiğini iddia etmek, ikincisinin birincisini yeniden üretmekle meşgul olduğunu ıskalama...

Kaybettiklerimiz Üzerine Bir Deneme -2-

   Adâlet her şeye eşit hak tanımak değil, eşyaya hakkını vermek; onu hak ettiği yere koymak demektir. Hemen her kavramda meydana gelen ve Batı merkezli düşüncelerin dillerine pelesenk kıldığı “eşitlik” isteği ne insanı ne de kâinatın ilk insandan beri cereyan eden kanunlarını tanımayışın ifadesidir. Eşitlik adâleti değil zulmü tetikler. İnsan makinevâri bir varlık değildir. Onun girift, iç içe geçmiş ve modern bilimin bu kadar ilerlemesine rağmen (!) çözemediği yanları hayli fazladır. Hoş aklıselim bir tefekkür bu ilerlemenin insanı anlamaya yaklaşmak şöyle dursun uzaklaşmayı tescil ettiğinin de farkındadır. Ne var ki içerisinde bulunduğumuz eğitim sisteminden tutalım, herhangi bir hadiseye bakışımızda, muhatap olduğumuz idrak seviyesinde hem de yanlış tarafından tutularak modern bilimin merkezileştirildiği ve onun hâkim güç / anlayış olarak tezahür ettiği bir gerçektir. Çoraklaşmış tefekkür arazimiz bu gerçeği görmemize de bu görüşümüzü ilan etmemize de müsait değildir. Teme...

Kaybettiklerimiz Üzerine Bir Deneme

    Kaybettik. Kaybettiklerimizin habercisi bir yüze tahammülümüz kalmadı. Kulaklarımıza ulaşan ses kaybettiklerimizden habervermeye kalkınca bu sesi boğmakla meşgul olmamız gerektiğine inanmayı tercih ettik hemen. Kaybedişimiz hiç de hafife alınır; yok sayılmaya müsait bir şey değildi. Dönüşen, yerinden edilen, kaybolan bir şeyler vardı ve bunların yokluğu vasfa değil asla tealluk ediyordu. Suretimizden önce siretimizi kaybettik. Kaybolan siretimizin yerine montajlanan (bu kelimeyi bilerek tercih ediyorum) siretin hediye ettiği surete hapsolduk. Ne değişen dünyamızın farkında idik ne de dünyanın değiştiğine dair bir tasavvurla mücehhez olmuştuk. Seyl-i hurûşanın ahengi bizi celbetti. Oluşa; daha doğrusu yok oluşa katıldık. Çarklara dur demekten çarkları yağlayarak daha çabuk ve hızlı öğütmesini istemeye doğru yol aldık. Katettiğimiz yolun yanlış olduğu ikrarı; bizi yoldan da bu yolu bize kattetirenlerden de tiksinti duymaya kadar vardırdı. Ruhumuz mefluç oldu. Ruhumuzla manas...

"İnsan" Olamayışın Istırabı -4-

    İnsana dair konuşmak / yazmak da herhangi bir şeye dair konuşarak o şeyden fersah fersah uzağa düşmek tehlikesine düşmekle aynı derecede tehlikeli bir iş. Hatta insana dair şuurumuzdan dış dünyaya çıkan kanaatlerimizin bizi götüreceği yer herhangi bir şeyin götüreceği yerden daha tehlikeli. Zira insana dair konuşurken bir bakıma kendi “ben”imizi nesneleştirerek konuşma mevzusu kılıyor ve bu “şey”i kendi dışımıza sarkarak cevaplamaya gayret ediyoruz. Ne var ki modern düşüncenin insana dair söylediği sözlerin bizi getirdiği yerin transhümanizm olması, insanın kemalinin ancak ölümsüzlüğe varmakla ve bunun da makineleşmeyle mümkün olacağı iddiası bizi insanın ne olduğuna dair tashihe, eşyanın aslına ircasına sevkediyor. Modern düşünce bilimi, felsefesi, sanatı vesaire insan verimlerine dair müessir neyi varsa hemen hepsiyle insanın ruhunu ya yok sayarak ya da ruh yerine nefsini kaim kılarak kendini var kılıyor. Kadınlar için kozmetik ürünler, erkekler için lüks arabalar “insan...

"İnsan" Olamayışın Istırabı -3-

  Yazmak da yol almaktır. Yazarak da yol alır insan. Belki yol alışın en fazla tefrikini sağlayan şeylerden biridir yazı. Yazmak yaşamakla atbaşı gitmez çoğu zaman. Yaşayan yazmak için cehdetmek zorunda değildir. Ama yazan, yazdığıyla yaşamak ister. Hangi âdemoğlu olmak istediği hâl ile şu anki hâlini müsavi kılar ki? Ümit her dem içimizde tazelenmese ne edebiliriz? Bizi yaşamağa merbut kılan şey yazmağa da kılar. Yol alan ders almaz her zaman. Yol dersi zaruri kılmaz. Belki zarureten yola bakılırsa ders alınır yoldan.   Başımıza gelen şeyler yol üzerinde gelmiştir. Menfilikler de müspetlikler de bu yolda bulmuştur bizi. Modernlik, çağdaş dünya, kesifleşmiş ruhlar, katılaşmış zaman, ruhu pörsümüş insan. Bunları dilimizde döndürür dururuz. Memnun değilizdir hayatımızdan ve hayattan. Etrafımızda cereyan eden olaylarda merkeze alınan şeyin maddeden başka bir yola çıkmaması sıkar canımızı. Ne var ki her imtihan imkanları barındırır içinde. İmtihana muhatap olmuşsak çıkış yoluna ...

BİZ BİZE

  - NOKTALAMALAR -   Olmaya bırakılmışlık diyor Heidegger. Batının 2500 yıllık tarihinin de bu “olmaya bırakılmışlık”a müdahale olduğunu söylüyor. Hoş kendisi bu müdahaleyi eleştiriyor da Hitlere destek olmaktan, Nasyonel Sosyalist Parti’nin destekçisi olmaktan çekinmiyor. Olmaya bırakılmışlık kavramını okuduğumda benim zihnimde tebellür eden şey fıtrat oluyor. Eşyanın tabiatı, değiştirilmezse, ona nazar doğru mevkiiden yapılırsa o eşya kendini açıyor. Tahakküm kurmaya kalktığında o eşyayı önce bi güzel metalaştırıyor sonra da canına okuyorsun. Başkasının yanlışını göstermekle doğru olamıyorsun. Derdimizin devası Heidegger’de değil, her yönüyle orijinal bir zât görmek derdindeysek Muhyiddin İbnül Arabî Hazretleri'nde bence. Eşyaya tecelli gözüyle bakınca 2500 yıllık kötü hikayeye dahil olmayı reddetmiş oluyorsunuz baştan. Heidegger de okuyalım Muhyiddin İbnül Arabi de. Ama muttali olalım; birinin Nazilere yardımdan tescillendiğine diğerinin de fütuhatlarıyla Kainatın Efendisi...

Dönüşen Dünyayı Anlamak: Modern Batı Düşüncesinin İzini Sürmek -3-

  Modern düşüncenin izini sürmek istiyorsak felsefenin modern dünyaya geçişte nerede durduğunu fehmetmemiz gerekmektedir. Zira geleneksel dünyadan modern dünyaya geçişte aklın merkezîleşmesi hususunda felsefe başı çekmiştir. 17. Yüzyıl felsefesi bu bakımdan ana hatlarıyla muhtasaran ele alınmalıdır. Batı düşünce tarihinde bilimsel gelişmelerin seyriyle beraber varlık, insan, tabiata bakışın değişiminde F.Bacon ve Descartes’ın felsefede izledikleri ve müdafaa ettikleri usul ehemmiyetli bir yer işgal etmektedir. Descartes’ın insanın gerçeğe ulaşmasında ittihaz etmesi gereken yola dair şu sözleri modernitenin filozofunun düşüncesinin temel köşe taşlarını bize verecektir: “Çocukluğumdan beri okullarda okutulan bütün ilimleri tahsil etmiştim. Onlar sayesinde hayata faydalı bütün şeyler hakkında açık ve sağlam bir bilgi elde edebileceğime inanıyor ve bundan dolayı onları öğrenmek için sonsuz bir arzu besliyordum. Fakat bütün bu tahsil müddetini bitirir bitirmez kanaatimi tamamıyla deği...

Dönüşen Dünyayı Anlamak: Modern Batı Düşüncesinin İzini Sürmek

   Yarınımı anlamlı kılmak istiyorum. Yarınımı anlamlı kılmak için bugünümü doğru yere oturtmam gerektiğinin idrakine varmış bulunuyorum. Şu an yaptığım 'ne' ise 'o'nu doğru ve güzel yapmanın yollarına tâlip olmalıyım. Ne var ki modern düşünce insan olarak bana 'sâbite' edinme imkanı tanımıyor. Eğer inşa edilecek bir 'sabite' varsa bunu kendi süzgecinden geçirmesi, küresel dünya için tehdit olmaktan çıkarması, bu dünyanın meta döngüsüne uygun hale getirmesi icap ediyor. Bu aşamalardan geçmeden inşa edeceğim düşünceyi yeryüzü sathına yaymaya başladığım anda çeşitli kavramlar üzerinden bir karalamaya maruz kalıyorum. Kıyafetlerim Los Angeles’da üretilen kültürü aksettirmediği için ne kadar temiz olursa olsunlar 'pis' olmaktan kurtulamıyorlar. Mesela sakalım dahî kesiliş şekline göre anlam kazanıyor. 'Top' olursa ileriyi temsil ediyorum, bir kabza miktarı olursa insanlar tarafından 'geri'ye konumlandırılıyorum. İleri ve geri var. Ort...

“İnsan" Olamayışın Istırabı -2-

  İnsan olmak, unutmanın insan için felaket olduğunun ikrarına vasıl olmaktır. Unutmanın cazibesine karşılık tezekkürün ıstırabına katlanmak, bu ıstırabı azık edinmek kolay değildir. Unutmak, unutarak idrakten uzaklaşmaktır. Dikkat ile mücehhez olmanın anlamsızlaştığı yer, insanın şuurunu kaybetmeye yaklaştığı yerdir. Taha Abdurrahman’ın deyişiyle; "İnsan, unuttuğunu unutan varlıktır." Elestbezmi'nde “emaneti” yüklenmeye talip olan ve imtihan dolayısıyla bu ân kendisine unutturulan insan, unuttuğunu ikrar ettiği zaman kendisini “teklif”e layık gören kata çıkabilir. İnsana madem emanet teklif edilmiştir; insan bu teklifi kendisi için mümkün kılan şeyin peşine düşmelidir. Teklifi bir mükellefiyet olarak kavramak, insan için tâli bir mesele değildir. Bilakis kendisine bahşedilen nimete teşekkürü vacip kılacak surette zaruridir. Ayet-i Kerîme’de, “Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir!”(1)  buyrulur. Ni...