"İnsan" Olamayışın Istırabı -4-
İnsana dair konuşmak
/ yazmak da herhangi bir şeye dair konuşarak o şeyden fersah fersah uzağa
düşmek tehlikesine düşmekle aynı derecede tehlikeli bir iş. Hatta insana dair
şuurumuzdan dış dünyaya çıkan kanaatlerimizin bizi götüreceği yer herhangi bir
şeyin götüreceği yerden daha tehlikeli. Zira insana dair konuşurken bir bakıma
kendi “ben”imizi nesneleştirerek konuşma mevzusu kılıyor ve bu “şey”i kendi dışımıza
sarkarak cevaplamaya gayret ediyoruz. Ne var ki modern düşüncenin insana dair
söylediği sözlerin bizi getirdiği yerin transhümanizm olması, insanın kemalinin
ancak ölümsüzlüğe varmakla ve bunun da makineleşmeyle mümkün olacağı iddiası bizi
insanın ne olduğuna dair tashihe, eşyanın aslına ircasına sevkediyor. Modern
düşünce bilimi, felsefesi, sanatı vesaire insan verimlerine dair müessir neyi
varsa hemen hepsiyle insanın ruhunu ya yok sayarak ya da ruh yerine nefsini
kaim kılarak kendini var kılıyor. Kadınlar için kozmetik ürünler, erkekler için
lüks arabalar “insan” oluşlarına dair kendilerine bir seviye katettirerek materyalist
dünya görüşünün dizayn edilmiş dünyasına taşıyor. İnsanın ruhundan söz etmek
ise modernliğin dışında bir noktaya tekabül ettiği için baştan saf dışı kalınıyor.
Max Scheler insana dair Batı’nın nicelik olarak artan ilim(!) çeşitleriyle zıt
istikamette seyralan noksaniyetini şöyle ifade etmişti: “Düşünce tarihinin
hiçbir döneminde insan kendisi için günümüzdeki kadar mesele olmamıştır.
Birbirleriyle alakalı hiçbir şey bilmeyen ilmî, felsefî ve ilahiyat ilimlerimiz,
kısaca insanbilimlerimiz (Antropoloji) var. Bu sebeple insan hakkında açık ve
tutarlı bir bilgimiz yok. İnsanı araştırmayı üstlenen özel ilimlerin durmadan
çoğalması, insana ilişkin düşüncelerimizi aydınlatmaktan çok karıştırmış ve belirsizleştirmiştir!”[i]
Hazreti Ali’nin “İlim
bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı.” sözü bu noktada mânidar. Zira bütüne
dair insanda meknuz bulunan (nübüvvet yoluyla inkişaf eden) ilim bir nokta
halinde ve her meseleye kendisiyle sarkılacak sabiteleri sağlayan bir nur
olmaktan, giderek “enformatik cehalet”e kalbolmuş, bilinmesi gerekenin ilmini
gize çekerek bir çöplüğe, kîl-u kâle dönmüştür. Modern bilginin kendisi tam
olarak Hazreti Ali’nin sözündeki cahiller ve onların cehaletine denk düşmekte,
entelektüel kaygılar insanı câhil kılmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Bizce
Cogito Ergo Sum (Düşünüyorum o halde
varım!) düşünceyi vardırdığı ve kendisine mesnet kıldığı yer itibariyle
tefekküre değil cehalete sürüklemenin ve bunun motto olarak ifade edilmesinin ilanından
başka bir şey değildir. Zira cehaleti aşmak bir bilgi yığınına sahip olmakla
değil; insan olarak neden var olduğumuz sorusuna insan oluşumuzun haysiyetine
yakışır şekilde cevap vermekten geçmektedir. Bilgiyi kendisine katık kılarak
işleve geçen tefekkürün, Modern Batı düşüncesinin zıt istikametinde yer alan, asıl
bilinmesi gerekenin bilgisini sağlayacak olan tefekkürün bizdeki yerini ise İmam-ı
Rabbâni hazretlerinden şöylece işaretleyebiliriz: “Tefekkür, şüpheye
düşmeden ve kalbi başka şeylerle meşgul etmeden, elde edilmek istenen bir bilgi
için iki ilmin arasını birleştirmektir. Şayet kalb, bu iki bilgiyi hazırlamak
ve birleştirilen o iki ilimde hissetme niteliğini kaybedecek derecede son
derece dikkat kesilir ve âdi şeyden kıymetliye intikal ederse, buna “tefekkür”
denir. Tefekkür, şüphede, tereddütte ve kalbten giderilmesi gereken
hastalıkların tedavisinde vâciptir; şarttır.” [ii]
İmam’ı Rabbani
hazretlerinde dolayısıyla İslam düşüncesinde kalpteki hastalıkların tedavisinde
vacip olan, ve asıl vazifesini bu şekilde icra eden tefekkür; modern düşüncede
kalbi yok saymak, nefsâni olanı ruhâni olanın yerine ikame etmek, insanda imtihan
sırrınca bulunan iştihaları imtihanı es geçerek normalleştirmek için vardır ve modern
Batı’nın tarihi; tefekkürün cehalete hizmetinin tarihidir desek abartı
olmayacaktır.
Biz “inanalım
diye bilmeyiz, bilebilelim diye inanırız”. Yâni aklımızı merkeze alarak bilmeyi
asıl kabul edip bilgiden asla yolculuk yapmak yerine asıldan bilgiye doğru gelir
ve bulduğumuzu arar, bulduğumuzu iddia ettiğimiz şeyde tahkiken imana vasıl olmak
için derinleşme yoluna gireriz. Zira bağlı akıl akla hudutsuz bir hürriyet
vermeyi değil, adaleti tahakkuk için (her şeyde olduğu gibi) eşyayı doğru yere
tevdi etmeyi salık vermektedir. Allah Rasûlü’ne (aleyhisselâtu vesselam) imanın
hakikati; Hazreti Ebubekir’e Miraç gecesinin peşi sıra gelerek haber verilen
Miraç olayı karşısında müşriklerce imanından döneceğini zannedenlere cevap
olarak “O söylüyorsa doğrudur” da toplanmıştır ve aynı kahraman “İdrakin aczini
idraktir ki idrakin kendisidir” sözüyle akla verilen payı sarahaten ifade etmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de ise
“akıl” kelimesinin geçtiği hiçbir ayet ne isim ne de mastar olarak geçmemekte;
sürekli fiil haline izafeten “akletmez misiniz”, “akletmezler mi” şeklinde
geçerek aklın otonom bir şekilde değil aşkın bir şeye bağlı olarak (bu da nakil
dolayısıyla Kur’an ve sünnet oluyor) işlevini icra edeceğini haber vermektedir.[iii]
Sonuç Yerine
Keyfiyeti kemmiyete
feda etmenin zamanlarında yaşıyoruz. İçinde yaşadığımız gerçeklik sayıların
hakikatin yerine kaim oluşundan müteşekkil. Sayılar üzerinden biçilen
kıymetler, katılaşan akılların katı nizamları, nizam dayatan kanunlarının insan
ruhundaki fıtrî nizama meyyal hasrete ket vurması haliyle karşı karşıyayız.
Istırabımız ıstırabsızlığımızı tefrike henüz varmadı. Eksik olan, yanlış giden
bir şeylerin tefrikine henüz varamadık. Akan bir sel var ve biz bu sele taaten
katılıyor, modern dünyanın dişleri arasındaki insan cesetlerinin artıklarını
topluyor, sistemin biteviye katline ortak oluyoruz. Kendi manamızı idrak
etmediğimiz her ân bu cinayete ortak olmaktan kurtulamayacağız. İnsanın ne
olduğuna dair cehaletten âri, hikmete mebni bir tasavvur inanıyoruz ki bize hakikaten
insan olmamızın yollarını açacaktır. İnsan kâl ile değil hâl ile vardır.
Kâlimizi de hâlimizi de sâfileştirmesi için Allah’a yalvarmaktan ve bu
yalvarışı anlamlandırmak için cehdetmekten başka yapacak bir şeyimiz yok. Hep
dedik, daima diyeceğiz: sây bizden muvaffakiyet Allah’tan…
FATİH TEKİN
Yorumlar
Yorum Gönder