Cem-i Cuma II
Oğuzhan Âsım Güneş'in 27 Aralık 2021 tarihindeki Z Raporu'nu okudum. O metal tozların tesirinden kastedilen hepimizin kendi kapılışı olsa gerek. Belki iki kişi karantinadayken biz de kendi çapımızda dolaştık halkı. Halka karıştık, kendi içerimizden bir yol kazdık, değil ki cihetsiz ve tayinsiz gezdik fakat kendimize de vurduk zehrin ve panzehrin aşısını. Mı?
O ayakta ki adam kim bilmek ister misin? Acaba insanın kendiyle gerçekten yüzleşmeye tâkâti kaldı mı? Kokusunu aldığımız şey farklı çaplarda yıkıntılar olduğunda, şahsen bunlara değil kendime bakıyorum. Kendimde belki de yansımalar görüyorum. Kurtulursam kurtulacağız. Bilinçli çöküşlerin ihanet sayılması makul gelse de daha büyük yardımların gereği ve büyük viranelerden büyük saraylar çıktığı yok mu? Bu kısmın turnusolu her işte olduğu gibi yine niyet. Bir vazgeçiş mi tüm iskeletini teslim verdiğimiz şahsımızın yoksa uykucu sarhoşluk ve yorgunluk mu? Gerçekten yorulduğumuzu bile sanmıyorum, çünkü buna kendine güçlük çıkarmak denir. Her şeyi ne güzel biliyoruz değil mi? Öyleyse kendine yapılan eleştiri; ben bir metal yüklü irtifayım, şaşırdım ve elimden geleni yapmadım. O tozları ben döktüm yahut engel olamadım. Her şeyi gördüğüm halde içim rahat etmiyorsa bu yüzden değil mi? Her şeyi görmekle içim rahat ederse bu da tüm taşların yerine oturduğu olmaz mı, yerine oturmayan tek şey ben.
Şimdi, henüz vaktim var ve yapacağım, mı diyelim yoksa derhal mi? Ya Hû bunlar bilinen şeyler, bu tür lafları herkes söyler. Bütün meselelerin tıkandığı yer kendimiz ve bunun kokusuyla değil işimiz. Demek istediğim, kendim iz...Yine de bunlar iç karartıcı şeyler biliyorum, oyalanmanın da bir anlamı yok, her şey açık. Vaz geçiyor muyuz yoksa devam mı direnmeye? Allah rahmet eylesin...
...
Fatih Tekin'in 28 Aralık 2021'deki Biz Bize -Noktalamalar- yazısını okuyordum. İlk paragrafta şu söz belli etti kendini: Başkasının yanlışını göstermekle doğru olamıyorsun.
Niye? Hem evet hem hayır... Bize söylenmiş bu söz adeta, başkasının yanlışını çıkarmak, yani tenkid ile şahsiyetimizin inşası doğru denen yapı taşlarıyla mı donanır? Elbette hayır. Ama niye hayır? Çünkü diğer yandan hiç değilse yanlışı duyurmak, onu ifşâ etmek de doğru sayılır, hatta cesaret ister. Yani yine niyet...
Az önce onu beklerken bir omuzdaşımın lafını işittim az öteden, dedi ki: Bizi yoran da iş değil. Yaklaşık bu kadarını duydum, demek ki bana bu kadarı kâfî... Ne güzel söyledi, yukarda açıklamaya çabalamıştık.
Bizim anlayışımız ve bize anlatılan arasındaki uyumsuzluktan bahsedilen bu yazıda dünyanın biz ve onlar olarak ikiye ayrıldığını yine görüyoruz. Biz ve onlar...
Artık konuşma zamanı da olmadığından, zaten bilinen şeyleri söylememin faydası olur mu bilmiyorum. Adaleti önce kendimde gerçekleştirmem gerektiğini biliyorum, adalet talebimde bir şeyle yüzleşiyorum, şimdilik bu kadar.
...
https://venedamet.blogspot.com/2021/12/siirin-muruvvetini-gormek.html?m=1
Oğuzhan Âsım Güneş'in 29 Aralık 2021'deki Şiirin Mürüvvetini Görmek yazısını okuyorum. Ne demiş bakınız: Şiir; var olarak, varlık mesajını desen desen nakşederek, bilmenin beraberinde getirdiği kahrı süsleyerek doğuyor.
Oysa demin -biraz da biz yabancı alıntılar yapalım- Francis Bacon "Bilgi güçtür" diyordu. Bilgi nasıl güç olur ki, güç için mi bilgi? Nasıl bilgi güç olur, hem madem güç o zaman faydasız ilimden O'na (Celle ve Azze) sığınmak niye? Her şeyi bilmek iyi bir şey mi, iyi olan her şeyi bilmek mi? Her şeyi bilmek nedir? İşte bütün bunlara rağmen bilmenin beraberinde getirdiği kahrın farkında olmak ve bundan bahsedebilmek Bizim Şair'in şükür borcu olsa gerek.
Yörüngesini bilen şiirden bahsetmiş, yörüngesinden saparsa şiir olmayacakmış şiir. Hepimiz öyle değil miyiz?
Şiir ve şairin haddini bilmek için güzel bir özet olarak şiirin tebliğ değil telkin olduğu ihtarı...
Gerçi şiir şairin bencesi demiş fakat buradaki bizim saçmalığını ifşa ettiğimiz değil, kayda değer bir bence olsa gerek. Kayda değer ben'in bencesi, seni dinlemeye değer kılan şeyden ötürü değerli olan senin bir verimi, meyvesi.
Bize güzel bir iz, poetika bırakmış ayrıca, evvelce şimdilik bahsetme nevinden güvenle göndermişti bu kısmı şahsıma. Nitekim şair ve şiirin aslî vazifesi, şahsiyeti, vasfı her şeyi tebliğ eden hakikati anlamak ve onda onunla derinleşmek oluyor. Başka türlüsü hep çıkmayan sokak, ufuksuz nazar, pahasız yük... Şöyle ki, sözlerimi ve sözlerini değerli kılan şey anlattığımız şey ve anlatmaktan niyetimizle kâim. İster şiir, ister nesir sanata sanat katan, sanatı sanat kılan da bu hakikat ve bu ilim değil mi? Her aydınlığın geldiği yer O, her karanlığın çıktığı yer ben değil mi?
Bir ciddi mevzu da şu: "Platon, Homeros’un söylediklerine dipnot düşmekten başka ne yapmış diyen İsmet Özel, o halde niçin Kant’ın söylediklerine dipnot açmaya hasrediyor kelimelerini?” sorusu, Goethe’yi okurken tanıdığım Hafız-ı Şirazi ile Özel’i okurken tanıştığım Kant’ı mukayese ederken, zihnime boşanandır."
Doğru bir parmağı doğru yere bastırırken görüyoruz, yazıdaki konu bütünlüğü olan şairin öncesi ve sonrası için bir değer ve kimlik köprüsü oluşuna binaen bu soru epey yakışıkalır duruyor.
Ve Türk şuuru, dirilmeyi bekliyor.
...
Müselman Cahit Servergil 3 Ocak 2022'de yüklenen Günden Kalanlar yazısında bir duruşun tayin şartıyla ile başlamış.
İlk kısma bakınca kişinin iç muhasebesi ve feryadı görülüyor, kendini pataklamak da işin içinde tabi, bütün ahengiyle tüm efkarı, inkisarı ve acıyı tek bir çığlıkla duyurmak isteği, duyulmak isteği, onmak...
Akıl bahsinde ise İmam-ı Gazâlî hazretlerinden bahsetmiş, ne güzel etmiş. Yalnızca aklın noksanını değil bu kez, neye ağırlık vermemiz gerektiğini de görüyoruz.
Ve merhum Nasreddin Hoca...
...
Fatih Tekin yaftalı ve 4 Ocak 2022 tarihli, Zaman Çemberinin Peşinde'yi okuyorum. Yazmak bahsiyle açmış yazıyı fakat yazmak yalnız kayda geçmek m'ola? Gerçi doğru demiş ki, yazsak da yazmasak da kayda alınmaktayız. Bu arada bu, kayda değer oluşumuzu da gösteriyor.
Ve o da kusru bizde bulmuş, okuduğumuz ve yazdığımızda, dahi yaptığımızda. Başka ne olacaktı ki?
Parçalar halindeki bu yazı ızdırap bahsiyle bitiyor, ızdırap ahlakı bahsiyle belki. Çilesini çekmediğin şeyin meyvesini yiyemezsin...
...
Oğuzhan Âsım Güneş'te Muharririn Sonsuz Yolculuğu IX. Bab'ı okuyorum, tarih 5 Ocak 2022. Ecel diyor, sezgi diyor. İlhamını kaybetmek diyor, her şey nasıl da imanla alakalanıyor.
Bir şey yazamaz olmayı da dünyaya alışmakla bağlıyor İsmet Özel.
Burada, bütün yazdıklarımda ne kadar okunur şey çıktı düşünmek gerek. Doğrusu ağlayacak bir şeyimiz olduğu sürece bizden bir şey beklenebilir belki de, hatta ecel demişken ölmediğimiz sürece. Burada gevelediğim şeydense okunmaya değer olan yazıya ulaşılabilecek bir iz bırakıyorum:
https://venedamet.blogspot.com/2022/01/muharririn-sonsuz-yolculugu-ix-bab.html?m=1
...
Olgun Verim, Dua ve Dil isimli yazısını 6 Ocak 2022'de yükledi. Anlamak ve ifade etmekteki noksanımıza işaret ederken sözün bedeli, sözün ehemmiyeti yine işin içinde.
İnsan kelimelerle düşünürmüş, kelime dağarcığını genişletmek bir yana hafsalamızdaki kelimeleri genleştirir gibi onlara hakim olmak, anlamını sözlük tanımından ibaret bilmeyip mânâ inceliklerini de kavramak, yani hiç olmazsa konuşunca sözümüz hakkında bir idrakimizin olması, ne konuştuğumuzdan haberimiz olması gerek. Yoksa uçuşan sıradan sözlerle bir şeyler sıralar durmaz mıyız?
Ne konuştuğunu bilmek ne konuşacağını bilmekle değil mi, kelimesiz bir şey bu. Ve yine her şey imanla alakalanıyor...
...
Ve önceki haftanın da belki kefareti, belki öcüydü bu yaptığım. Kendi yazım ki başkalarının yazılarını okumak, onlarınki de başkalarının. Ne zaman dolarsa o zaman taşan şey vaktinde varılmış netice gibi. Perdelerini pelerin gibi sarmaksa bayık kalmak derin uykuda. Bunlar aklma gelenler, aklımdan geçen suda. Yetmeyiş... Ama iman ve yitmeyiş...
Vesselam...
Gürkan Pur
Yorumlar
Yorum Gönder