Kazı Çalışmaları -2-
Bütün mesele içten ve içli sunuşlarımla, her şeyi itiraf ve her şeyi itiraf. Kelime oyunu yok, siyaset yok, süs yok, şek yok, yalan yok, azsız, çoksuz, sözsüz, sessiz; tamamlanacağım şey, söylemeyince ve söylemek ince.
...
Aksattığım mektup,
Ve ayakta kalan benzetmeler,
Bugün pek halim yok taşmaya,
Duramadığım yerim,
Ve çıkamadığım yer,
Aynısı ihtiyacın savaşmaya.
...
Ama teslimiyeti hatırlatan akıntı sözleri yoldaşımın, kafamın içindeki hışmın, muzurluk kelimelerimin gıdıkladığı yerlerimi alaşağı edecekse, konuşmamızın sırası mı var? Ve diğer kâle alınır fikre göre, sırası mı susmamızın...
Her gün duymadığım şeyi duymamla her gün bir şeyi duymam nerede ayrılıyor? O zaman duymak ve dinlemek ayrılıyor, hatta ayrılmıyor. Birleniyor mu, daha makul...
Zorlayınca çıkmayan belli şartlar isterken bir şeyin bize neden zor geldiğini çünkü gereken şartlarda olmadığı olarak anlamak sen diyebilmeyi kusur görmekte başarabilmeye yakın bir tehlike. Belki de, gerekli şartlarda olmadığımızdan bir şey bize zor geliyor. Neticede bazen de ben deriz, bari böyle olsun? Olur mu? Oluru olmakla olmak farklı değil mi, oluru olmak imkan açısından mümkün olmaksa, olmak bambaşka değil mi?
...
Büyüyünce ne olacaksın, sorusuna verilen cevapların çoğunlukla yüksek yerde olması neyi ifade eder? Diyebilir miyiz ki bu soru o yaşta sorulur ve o yaşta buna o yaşla cevap verilir? Desek de bu ne demek?
Demek ki insan iyi bir şey olmak ister, yaşsızın, iyi gördüğünü ister.
...
Çözülmek istemeyen düğüm çaresizlik mi demektir? Yoksa çözülemeyen düğüm mü bu... Çözülemeyen düğüm asıl çaresizlik hâli olsa gerek. Çözülmek istenmeyen düğüm de var tabi.
Devralınınca yorgunluğumuz, hangi düğüm oluruz, hatta yayılınca, hatta bulanınca, hatta mükerrem başımıza ne takınca, onunla ne yapınca mükerrem oluruz.
İnsan değerini kendi yitirir ama değersizlik hissi bir gücenme gibi. Sivri dişli bir türü sessizliğin ve diken dedikleri. Kendine gücenen, bir işe yaramak, kayda değer hissetmek isteyen neden ister bunu, değerli olduğu bilinsin diye mi yoksa faydalı olmak için mi? Fayda neden göreli bir şey olsun ki. Her şeyin göreli olduğu bir düzende hangi pergel, hangi tartı ve miheng bizi hatırlatacak? Bunları ne için söylüyorum...
Yaşadığımız ve olduğumuz şeyin ne kadarı kâle alınabilir yahut hangi nazarla bakarsak kayda değer olduğunu görürüz bir şeyin? İnsana yakışan insan olmaksa insan nedir? Bu da mı görelidir? Öyleyse tarifler içinde boğulalım mı?
İyi biri olmak istediysem, artık iyi biri yahut hep, şimdilik değil ama. Acaba bu mutlak hâli arzulamak imtihandan kaçmak mı sayılıyor yoksa mütevazi bir itiraf mı... Gerçi duruşu da zaafları gibi insanın daima yanındaysa da kaynağı, yani niyeti binasıyla hamuru belli oluyor.
İnsan acısını sanatla gösterebilen bir varlık. Herkes derdi neyse onu yazar, ne dolduysa onu taşar.
Aşırtan, irtifa katan o hisle müteşekkil kıvrılan her bir hareket, hamle, ses, söz, sus...
İniş ve çıkış daha çok bir konum bilgisi, oysa parçalanma ve bölünmelerde bir ele geçirme söz konusu. Ele geçme, kendini ele verme teslimiyeti, râm oluvermek ve uysal ve gönüllü iç kilidini açmak, güvenmek hatta iyi yada kötü bir tercih sayılır.
Çözülmek istemeyen düğüm bu yüzden kendini kolay kolay ele vermek istemeyen bir şeydir. Belki de çözülünce bir çözüme ulaşmaktansa artık bir değeri olmayacağı hissine kapılmak onu düğüm olarak tutar. Çünkü o düğümdür, herkes çözemez ve sıradan değildir. Çözülmek yalnızca ne uğruna ve onu kimin çözdüğüyle kâle alınabilir, göze alınabilir olacaktır. Maksadı düğüm olarak kalmak değil, düğüm olarak temsil ettiği mana ile ve çözülmeyi göze alışıyla kendini ispatlamak, değerliğini kâle alınır kılmak ve görevini tamamlamaktır. Görevi her düğümünkiyle aynıdır. Görevi her düğümünkiyle aynı mıdır? Onu çözmek ona ulaşmak, onu sevmek, onu anlamak, onu görmek, kâle almak, hakkını vermek, takdir etmek ve selamete kavuşturmak olmalıdır. Bunun tek bir yerde bulunacağını bilir, bu tek yer bir çok yerde olabilir ama herhangi bir şey olamaz, bir çok şekil ve şartta olabilir ama öylesine olmaz.
Ve bu asil ve kibirli düğüm, kendini kaybettiği zaman, artık ucuza verirse acılarını ve sayılı zevklerle ödenirse mükafatı, iplikleri dağılır. Bütün soruların cevaplarını bilse bile artık ne anlamı vardır... Artık ipleri gevşer, artık çürür, kokar ki içten içe kof bir kalıntı halinde gezerken kurtarılması icab eder. Onun kurtuluşu olan çözülmekte de, direnişi ve serilişinde de şifası ne uğruna sorusundadır. Ne uğruna...
Hiç günahsız değildir ama hiç onlardan olmamıştır, onların diye gözüken şeylere bile kendi özünü katmıştır. Özünü en özden almıştır, dört bir yana baş tutabilmesi bundandır. Özü giderse yok olur, mahvolur. Sevgisi ve sevgilisi onun her şeyidir. Çözülmek istemez öylece, kâle alınmalıdır, hakkını vermelidir, büyüklük onun değildir ama onda kalmalıdır. Korkusuz değil, uğruna tavizsiz olmalıdır. Bütün düğümleri onunla çözülür, bütün hataları düzelir ve ancak onunla kalabilmelidir.
Neden fotoğraf çekmeliyim,
Birazdan gün doğacak,
İpliğim çözülmesin.
Ölmesin ahengim,
Sevgilim üzülmesin.
Gürkan PUR
Yorumlar
Yorum Gönder