Cem-i Cuma
Müselman Cahit Severgil'in, Kısaca Zaruret İlmi, yazısını okudum, yazıda anlatılan zaruret hakiki anlamına kayda değer delillerle iade edilmiş.
Zaruretin ne zaman gerçek olduğunu anlamak bir şeye neden mecbur olacağımız, bir şeyi ne uğruna göze alacağımız hususunda daha duru bir bakış kazanmamıza yarıyor.
Gerçekte neye mecburuz, en temel gereklerden tutarsak gıdaya mı, para kazanmaya mı, iyi bir şey olmaya, bir iyi yer kazanmaya yahut bir şekilde bir şey olmaya mı? İyi ne demek, neye iyi denir? Mihengi hakikatsiz irtifâlar başıboş savrulmalardan başka bir şey olmaz ve fıtrî denge cetvelinden sapmakla sonuçlanır. Bu muhasebeden buraya çıkıyoruz. Felsefenin bizi savurduğu gerçeğiyle yüzleşmek için bunu anlamak kâfî değil mi?
...
Oğuzhan Âsım Güneş'ten Muharririn Sonsuz Yolculuğu VIII. Bab'ı okudum... Böylece felsefî bunalımların aslında neticesiz bulanımlar olduğunu bir kez daha öğrendim. Yazıdaki düşünüm ve tefekkür ayrımı değerli bir incelikti. Zira bizim ahlak ve anlayışımızda varoluşu ve dahi dînî meseleleri sorgulamak demek, onları ve hatta yaratıcıyı -hâşâ- sorguya çekmek değil, bilakis hikmetini merak etmekle tefekkür etmektir. Zaten düşünmeyi öğütleyen dînimizde bize öğretilen budur, nasıl düşüneceğimiz de bize öğretilir. Düşünebilmek yetisinin tek başına yetmeyeceği, nasıl yapılacağı ve haddi öğretilerek hakkı verilmiş olur. Neden el diye bir şey var ve neden iki elim var, neden üç değil demeyiz. Diyorsak da şöyle deriz: Lütuf sahibi Rabbimiz, akıl vermiş düşle diye, el vermiş ki işle diye. Bir elin nesi var iki elin sesi var. Yalnızca neden iki elimiz olduğunun tefekkürü ile böyle sosyolojik bir ahlâk örgüsünü sezmemiz, aklımızı da doğru bir şekilde kullanmamıza yaramakla birlikte, hep sorarız hem de verdiğimiz cevap elle tutulur ve kayda değer olmakla hakikat oluğundaki yerimize bizi iade eder. Hem de Allah tealanın sanatına sıhhatle şahid oluruz. Akıl haddini bilir ve vazifesini yerine getirir, aklın en büyük vazifesi de bu değil midir? Ve kalp...
...
Olgun Verim'den ise Arayanın Derdi yazısını okudum. Kelimelerle aramızdaki irtibatı, dolayısıyla düşünebilmemizi, dolayısıyla kimliğimizi bizden sıyıran şartaları hatırlatan bu yazıda aramanın tamamlanmak üzre olduğunu da hatırladım.
İnsan günlük, akademik ve entelektüel yaşamında hatta hayatının herhangi bir ânında hep aynı şeyi aramıyor mu içten içe? Hep tamamlanmak istemiyor mu ruhumuz, istediğimiz hep bir itminan değil mi, ki mutmain olalım... Onun da yolu Ayet ile sabit bildirilmiştir Elhamdülillah. Allah'ı anmak, arınmak ve tamamlanmanın tek çaresi...
Vesselam...
Gürkan Pur
Yorumlar
Yorum Gönder